Anasayfa » AKP Sağlık Politikalarının Sonuçları » Sağlıkta Dönüşüm Kapsamında Yapılan Çalışmalar

Sağlıkta Dönüşüm Kapsamında Yapılan Çalışmalar

Bu programdan belirtilen genel ilkeler ve yapılmak istenenlere bakıldığında;Hükümetin sağlık hizmetleri  anlayışının sadece tedavi hizmetleri üzerine olduğu ortaya çıkmaktadır.Asıl görevi olan koruyucu ve geliştirici hizmetlere öncelik vermedikleri anlaşılmaktadır.Bu anlayış eksik ve tehlikeli bir anlayıştır.Toplum sağlığını önemsemeyen bir anlayışın toplumun sağlık seviyesini yükseltmede başarılı olması beklenemez.Tedavi edici sağlık hizmetlerinde, birinci basamak tedavi hizmetlerini bile aile hekimliği uygulaması adı altında  tamamen  özel sektöre devretme eğilimi içerisinde oldukları anlaşılmaktadır.Bu durum maliyetleri dolayısı ile sağlık harcamalarını artıracak ve Ülkemizi daha çok dışa bağımlı hale getirecek tehlikeli bir oyundur.

saglik-politikalariAKP Hükümeti Sağlıkta Dönüşüm Programı kapsamında bir takım mevzuat düzenlemeleri yaptı. Bazı konularda ise çalışmaların sürdüğünü belirtmektedir.Yapılan mevzuat düzenlemelerinin aslında tek tek ele alınması gerekir, burada sadece bazı kanunlar ismen ele alınıp sonuçları toplu olarak özetlenecektir.Bu dönemde gündeme gelen bazı yasalar şunlardır:

1-Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri Kanun Tasarısı

Hükümetin sağlık alanında ne yapmak istedikleri ile ilgili somut diğer bir belge; hazırladıkları ve Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmayan “Kamu Yönetimi Temel İlkeleri Kanunu”dur.Bu tasarı  ile esas hedeflerinin Sağlık Bakanlığının tüm taşra teşkilatını öncelikle  Mahalli idarelere devretmek   istediklerini,böylece merkezi hükümetin sağlık hizmeti vermesini istemedikleri ve tüm sağlık personelini de sözleşmeli personel haline getirip devretmek istediklerini   söylemektedirler. Bu Merkezi hükümetin sağlık hizmeti vermesini istemediklerinin somut kanıtıdır.Aslında bu tasarı ve tüm diğer yapılanlar; sağlık hizmetlerinin tamamen  özelleştirilmesine giden basamaklardır.Yıllardır Milletimize sağlık hizmet vermesi için geliştirilen Devletin sağlık kuruluşlarının direk kapatamadıkları  veya satamadıkları için dolaylı yollara başvurmaktadırlar.Çünkü bu yapılanlar genel anlamda eyalet sistemine gidişin,sağlık alanında da  Kamuya ait sağlık kuruluşlarının zaman içerisinde zayıflamasını, özel sektörle rekabet edemez hale gelmesini ve zaman içerisinde de yok olmalarını sağlamaya yönelik sinsi bir planın parçalarıdır.

Böylece zaman içerisinde sağlık harcamaları artacak,küresel sermayenin sağlık kuruluşları çok para kazanacak,vatandaş ise sıkıntı çekecektir.

Bu kanun tasarısının  22 maddesinin Anayasaya aykırı olduğu gerekçesi ile Cumhurbaşkanı tarafından veto edildi ve TBMM’ye geri gönderildi.Hala TBMM beklemektedir.Fakat bu kanunun öngördüğü bazı düzenlemeler farklı kanunlar altında yürürlüğe girmiş bulunmaktadır.

2-Elaman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli  Sağlık Personeli Çalıştırılması İle İlgili  Kanun

59. Hükümetin  çıkarmış olduğu 4924 sayılı “Elaman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli  Sağlık Personeli Çalıştırılması İle Bazı  Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun”, sözde elaman temininde güçlük çekilen bölgelerdeki sağlık elaman sıkıntısını ortadan kaldırmak için çıkartılmıştı.Fakat daha sonra Bakanlar Kurulu kararı ile tüm yurt geneli uygulama kapsamına alındı.Tüm sağlık personeli sözleşmeli personel olarak istihdam edilmeye başlandı.Güvencesiz ve bir yıllık atamalarla çalıştırılan sağlık personeli, siyasi baskı altına alınmış oldu.

Aslında bu kanun sön derece tehlikeli bir sürecin, Anayasaya ve usule aykırı bir şekilde başlangıcıdır.Anayasanın “kamu hizmetleri memurlar ve diğer kamu personeli tarafından  yerine getirilir” hükmüne aykırı bir durumdur.Böylece sağlık hizmetlerinde özelleştirme hız kazandı, sağlık çalışanları güvencesiz çalıştırılmaya başlandı.Personelde keyfilik ve siyasi kadrolaşma dönemi başladı.

 

3-Sağlık Ve Yardımcı Sağlık Personeli Tarafından Yerine Getirilmesi Gereken Hizmetlerin Satın Alma Yoluyla Gördürülmesine İlişkin Düzenleme

59. Hükümetin  çıkarmış olduğu 4924 sayılı “Elaman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli  Sağlık Personeli Çalıştırılması İle Bazı  Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” sözde elaman temininde güçlük çekilen bölgelerdeki sağlık elaman sıkıntısını ortadan kaldırmak için çıkartılmıştı.İçine gizlenen 11. maddedeki düzenleme,Hükümetin  Kamu sağlık hizmetlerini özel sektöre devretme girişiminin de  en büyük somut delilidir.

Bu maddede 657 sayılı kanunun 36. maddesinde değişiklik yapılmış ve “Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfına dahil personel tarafından yerine getirilmesi  gereken hizmetler ,lüzumu halinde bedeli döner sermaye gelirlerinden ödenmek kaydı ile Bakanlıkça tespit edilecek esas ve usullere göre hizmet satın alınması yoluyla gördürülebilir” denmektedir.Bilindiği gibi 657 sayılı kanun Devlet Memurları Kanunudur.Bu kanun Devlet Memurlarının hak ve görevlerini ve diğer özlük işlerini  düzenler.Anayasamızın 128. maddesi de  açıkça Kamu hizmetlerinin  Devlet Memurları ve diğer Kamu personeli tarafından yerine getirileceğini hükmeder.Açıkça  Anayasamızın 128.maddesine aykırı olan ve Kamu sağlık hizmetlerini özel şirketlere veya kişilere döner sermaye aracılığı ile nasıl yaptırılacağını belirleyen düzenleme 657 sayılı kanunun özüne aykırı olmasına rağmen  bu Kanuna eklenmişti.O zaman yapılan itirazlar sonuç vermemişti ve kanun yürürlüğe girmişti.

Kanun yürürlüğe girdikten sonra Sağlık Bakanlığı 5.5.2004 tarih ve 25453 sayılı Resmi Gazetede “Sağlık ve Yardımcı Sağlık Personeli Tarafından Yerine Getirilmesi Gereken Hizmetlerin Satın Alma Yoluyla Gördürülmesine İlişkin Esas ve Usuller” i yayınladı ve Anayasaya ,Kanunlara ve vicdanlara aykırı bu düzenlemeyi uygulamaya soktu.

Bu düzenlemeden sonra Devlet hastaneleri ilan vererek uzman hekim hizmeti veya hemşirelik hizmetleri satın alacağını belirtiler.Böylece bir tarafta Devlet memuru olarak istihdam edilen ve aylık alan kişiler var iken,diğer taraftan döner sermaye gelirleri  istedikleri kişilere hizmet gördürme bahanesi ile aktarıldı.Böylece kamu kaynaklarının talanı ,keyfi harcanması,657 sayılı kanuna ve Anayasaya aykırı iş yaptırma ve kadrolaşma dönemi başladı.

 

Yapılan itirazlar sonrasında   Danıştay 5. ve 10. Dairelerinin ortak kararı ile yürütülmesi durdurulmuş ve  Kanunun 11. maddesinin Anayasaya aykırılığı ile il ilgili itirazlar nedeni ile de şikayet dosyası   Anayasa mahkemesine gönderilmiştir.Buna rağmen AKP Hükümetinin Sağlık Bakanlığı uygulamayı sürdürmektedir.Tüm AKP yandaşları Kamu sağlık kuruluşlarında iş yapar görünmekte ve döner sermaye gelirleri yandaş şirketlere aktarılmaktadır.

 

4-Bazı Kamu Kurum Ve Kuruluşlarına Ait Sağlık Birimlerinin Sağlık Bakanlığına Devredilmesine Dair Kanun

Öncelikle belirtmek isteriz ki bu düzenleme Anayasanın 56. maddesine dayandırılmakta ise de bu tam doğru değildir.Çünkü Anayasamız kamu kaynaklarının etkin dağılımı için  sağlık kuruluşlarının  tek elden planlamayı öngörmektedir.Tek elden planlama başka, sağlık kuruluşlarının tek elde toplanması başka bir durumdur.Anayasamız kamu kaynaklarının tasarruflu kullanılmasını ve etkinliğini savunmaktadır.Bu doğru bir yaklaşımdır ve bu yaklaşımı destekliyoruz.Eğer tek elden planlama gerçekleşmiş olsaydı, ihtiyaç tespitlerine göre sağlık kuruluşu yatırımı gerçekleşmiş olacak, böylece Ülkemizin herhangi bir yerleşim yerinde gereksiz yatırım yapılmamış olacak veya herhangi bir yerinde de sağlık kuruluşu ihtiyacı da kalmayacaktı.

Fakat  bu kanun diğer kamu kuruluşlarına ait sağlık kuruluşlarının özelliklede SSK ya bağlı sağlık kuruluşlarının tümüyle Sağlık Bakanlığına devrini öngörmektedir.Bu Anayasa hükmü değildir.Burada başka amaçlar olduğunu düşünüyor ve düzenlemeyi şüpheyle karşılıyoruz.

SSK dışındaki diğer kamu kurumlarına ait sağlık kuruluşları çok azdır.(Aslında bu kurumların birer ikişer  sağlı kuruluşu açmalarını da doğru bulmadığımızı belirtmek isteriz.Bu durum sağlık işletmeciliği acısından  ve Ülke ekonomisi açısından doğru değildir.)

Fakat SSK farklıdır.SSK 145 hastanesi,207 dispanseri ve diğer sağlık kuruluşları ile kapsamındaki en az 35 milyon kişiye sağlık hizmeti veren idari ve mali özerkliğe sahip,özel hukuk hükümlerine tabi bir kamu kurumudur.Bu nedenle bu kanunun asıl amacının SSK yı ortadan kaldırmak olduğunu düşünüyoruz.Çünkü geçekten “SSK nın sağlık hizmetlerinden memnuniyetsizlik var” ise,neden  SSK  ya olan memnuniyetsizliği ortadan kaldırmaya yönelik  bir iyileştirmeye gidilmemektedir.Yada yapılacak iyileştirme neden  Sağlık Bakanlığına devredildikten sonra yapılmaya çalışılmaktadır?Bu durum sağlık hizmetleri konusunda da Milletimizin  güvenini kazanamamış Hükümetin samimiyetsizliğinin kanıtı olarak algılanmaktadır.

Aslında SSK kendi kapsamındaki kişilere çok düşük maliyetle tedavi hizmeti üretmeye çalışan,sağlık harcamalarını kontrol etmeye çalışan bir kurumdu.SSK kapsamındaki kişilerin de isteği “Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kuruluşlarından da gerektiğinde yararlanmak ve hizmete almalarının kolaylaşması idi”. Bununla ilgili düzenlemeyi, yani SSK kapsamındaki kişilerin Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kuruluşlarından yararlanması 57. Hükümet döneminde, Temmuz 2002 tarihinde yapılan protokolle sağlanmıştı.Bu düzenleme soruna ve beklentilere özgün doğru bir düzenlemeydi.Neden Hükümet bu uygulamayı sürdürmek istememektedir.Bu durumda Hükümetin gerçek amacının SSK liların sorununu çözmek olmadığını  başka şeylerin peşinde olduğunu düşündürmektedir.

Bu kanun Tasarısının gerçek hedefinin SSK ait sağlık kuruluşlarının tasfiyesi olduğunu düşünüyoruz.Bu Sağlık Birimlerinin geleceği konusunda endişe duymaktayız. Çünkü Kanun Tasarısının gerekçesinde bu Sağlık Birimlerinin de kamu yönetiminde yapılacak düzenleme ile mahalli idarelere devredileceği belirtilmektedir. Yani Sağlık Bakanlığı’na devredilmesi geçici bir düzenlemedir denmekte, nihayi hedefin mahalli idarelere devri olduğu açıkça belirtilmektedir. Bu Hükümetin sağlık hizmetlerini vermekten kaçtığının delilidir. Böylece Merkezi İdare  sağlık hizmeti vermeyecek, Mahalli İdarelere  devredilen sağlık kuruluşları ne kadar ve nasıl sağlık hizmeti vereceği karmaşası içerisinde zamanla etkinsizleşecek ve bir bir tavsiye olacak ve sağlık hizmetleri tamamen özel sektör tarafından verilir hale gelmiş  olacaktır.Hükümetin gerçek amacı sağlık hizmetlerinin tamamen özel sektör tarafından verileceği bir ortam yaratmaktır.(Biz özel sektörün sağlık hizmeti vermesine karşı değiliz.Karşı olduğumuz Kamunun sağlık hizmeti vermekten kaçması ve kamu kaynaklarının talan edilmesidir.Sağlık hizmetlerinin özelliğinin gereği Kamu sağlık hizmeti vermeye devam etmelidir.Sosyal devlet olmanın gereği budur).

Bu düzenlemeler sağlık hizmetlerini daha da  pahalandırmakta, sağlık harcamaları daha da artmasına ve kaynaklarımızın küresel sermayeye aktarılmasına neden olmaktadır.

Ayrıca bu kuruluşların özellikle SSK Hastanelerinin özel statüsü gereği devrinin hukuki sorunları da vardır. Bunun oldu bittiye getirilmesi de uygun değildir. Her ne kadar rayiç bedel üzerinden devir edileceği belirtilmiş olsa,ne zaman ve şekilde olacağı bilinmeyen bu bedel belirlenme işi yapılsa bile Kurumun Yönetim Kurulunun onayının gerekli olduğunu düşünüyoruz.Aksı halde durum keyfilik ve kanun tanımamazlık olacaktır.Fakat daha önemlisi eğer bu hastaneler  mahalli idarelere devredilecek ise neden Hazineye bu bedel ödettirilmektedir?Bu hususta Kanun ile ilgili şüpheleri artıran  bir durumdur.

Bu zamana  kadar  sağlık kuruluşları ve mal varlıkları ile ilgili olarak SSK ya bir ödeme yapılmamıştır.

 

5- İl Özel İdaresi Kanunu

5302 sayılı kanun 22.2.2005 tarihinde kabul edildi.Bu kanunla sağlık alanında  birtakım yetkiler İl Özel İdaresine aktarıldı.Bu kanunla İl Özel İdaresine bağlı Sağlık Müdürlüğü kurulması öngörmektedir.Böylece merkezi hükümetin birimleri zayıflatılır iken il özel idaresi güçlendirilecektir. Kanun halen gerçek anlamda uygulanmamaktadır.

 

6- Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkındaki Kanunu

AKP  Hükümetinin  Programlarında  özellikle vurguladıkları Aile Hekimliği uygulaması ile ilgili olarak geçen süre içerisinde ancak pilot uygulamaya dair kanunu çıkarmışlardır.Taraflarca tartışılmadan çıkarılan kanun incelendiğinde şeklen ve içerik açısından ne kadar yetersiz olduğu yalın bir şekilde gözükmektedir. Bir telaş içerisinde  bir şeyler yapmış olmak için  yapılmış olduğu belli olan, yada sağlık sistemini daha da bozmaya yönelik bir girişim olan taslak bir çok konuyu  yönetmelikle düzenleyeceğini belirtmektedir.

İlk olarak Düzce de uygulamaya başlanana kanun bu gün itibarı ile 35 ilde uygulanmaya çalışılmaktadır.Pilot uygulamanın ne kadar süreceği ve ne zaman genelleştirileceği belli değildir. Bu hususlar Sağlık Bakanlığının ne kadar hazırlıksız ve olaylara vakıf olmadığının göstergesidir. İki yıl boyu aile hekimliğini  uygulayacağını  söyleyen Sağlık Bakanlığının, şimdi önce pilot uygulama yapalım, görelim sonra düşünürüz noktasına geldiğini göstermektedir.

Aslında bu kanun hazırlanır iken daha önce ANAP Hükümetleri döneminde hazırlanmış olan taslaklara ve diğer ülke örneklerine  hiç bakılmamış olduğu anlaşılmaktadır.Bu kanun hazırlanır iken ülke gerçeklerine ve  bilimsel gerçeklere dikkat edilmediğini görmekteyiz.Bu kanun tamamen  AKP Hükümetine özgüdür ve sağlık hizmetine bakış açılarını yansıtmaktadır.

Kanun somut olarak sadece Sağlık Bakanlığının pilot uygulama yapma yetkisi vermek için düzenlenmiş olduğu görülmektedir. Taslağın 8. maddesinde uygulamanın başlatılması için bir çok  hususun yönetmelikle düzenleneceği belirtilmektedir. Bunların içerisinde  Maliye Bakanlığının görüşünün alınması ile yapılacak mali konularla ilgili yönetmelik düzenlemeleri de  bulunmaktadır.Bu süre içerisinde bazı yönetmelik düzenlemeleri yapılmış olsa da başı boşluk ve keyfilik devam etmektedir.

Tartışılması gereken esas konu ise;neden böyle bir düzenleme yapıldığı veya bu düzenleme ile mevcut uygulamalarda nelerin değişeceğidir?

Mevcut sistem, yani sağlık ocakları  ve sağlık evleri kapatılmaktadır.Birinci Basamakta çalışan tüm Kamu sağlık personeli sözleşmeli personele dönüştürülmekte, Kamuya ait sağlık kuruluşlarının binalarının sözleşmeli personele,yani özel şahısların kullanımına verilmektedir.

Kendisine Aile hekimi denen kişilere  1000 ile 4000 kişi  kaydederek,bu kişilere birinci basamak tedavi hizmeti vermeleri istenmektedir.Ailenin bütünlüğünü  bile gözetmeden kendisine kaydeden aile hekimi genellikle şehirlerde veya büyük beldelerde çalışacak ve kırsal alanda,köyde yaşayan vatandaşın tedavi olması için  kendine gelmesini bekleyecektir.Bu haliyle hala nüfusumuzun % 35 inin kırsal alanda yaşadığını düşünür isek,bu uygulamanın  ne kadar yanlış bir uygulama olduğu açıkça anlaşılacaktır.

Tüm bu nedenlerle bu kanun çok eksik, iyi planlanmamış, çelişkilerle dolu bir kanundur. Bu haliyle birinci basamak sağlık hizmetleri tamamen sözleşmeli personele veya    özel sektöre devreden,sağlık hizmetlerinde toplum sağlığı anlayışından uzaklaşarak birinci basamak sağlık hizmetlerini sadece birinci basmak tedavi hizmetleri anlayışına dönüştüren,insanlar arasına yaşadığı yere göre ayırım yapan,sağlık harcamalarını artıran,fakat insanların sağlığını geliştirmeyen ve korumayan bir uygulamadır.

7-Genel Sağlık Sigortası

Hükümet bu kanun  ile sağlık hizmetlerini bölmekte ve sadece tedavi hizmetlerinin verilmesi ile ilgili finansman sistemini sosyal sigortaya devretmektedir.Bu nedenle değerlendirme;genel anlamda değerlendirme ve sıkıntı yaratacak diğer bazı maddelerin değerlendirilmesi şeklinde olacaktır.

Hükümetin tedavi hizmetlerinin finansmanını kişilerden prim toplamaya  dayalı Genel Sağlık Sigortası aracılığı ile yapmak istediği anlaşılmaktadır. Bu durum genel bütçeden sağlığa ayrılan kaynakların azaltılması, yani Hükümetin Genel Bütçeden sağlığa ayrılan payı azaltmak istemesinin bir göstergesidir.Beraberinde Hükümetin sağlık hizmetlerinin sunumundan da çekileceğinin ve sağlık hizmetlerinin sunumunu özel sektöre bırakmak istediğinin bir göstergesi olarak değerlendirilebilinir.

Hizmetten yararlanmak için sigorta kapsamında olmak ve en az 30 gün prim ödemiş olmak  zorunluluğu vardır.Kurumun kendisi hizmet üretmeyecek,sağlık hizmeti satın alacaktır.Anlaşma yaptığı sağlık kuruluşlarından belirlenen şartlar sınırında hizmet alacak ve aldığı hizmet başına sağlık kuruluşlarına ödeme yapacaktır.

Tedavi hizmetlerinin bile bir kısmını kapsamına almayan bir kısmının da kulanım sayısına kısıtlamalar getiren ve % 20 ye kadar katılım payı öngören bu tasarı sağlık hizmetlerinden dar ve sabit gelirlilerin yararlanmasını engelleyen bir tasarıdır.

Bu durum sağlık hizmetlerinin özellikle de temel sağlık hizmetleri kapsamındaki koruyucu hizmetlerin sunumunu olumsuz etkileyecek ve dolayısı ile halkın sağlık düzeyini bozabilecek bir durumdur.

Bu tasarı bilindiği gibi Dünya Bankasının ve  IMF nin istediği bir tasarıdır.Dünya Bankasının ve IMF nin Türkiye ilgili her raporunda bu kapsamda bir genel sağlık sigortası önerisi ile karşılaşılmaktadır.

IMF ve Dünya Bankası Neden Bu Kanunu İstemektedir?

Görünürdeki neden  Genel Bütçeden  sosyal güvenlik kurumlarının açıklarını kapatmak için kaynak aktarılmasıdır.IMF bu duruma karşı çıkmakta,sağlık harcamalarının genel bütçeden karşılanmasını istememektedir.  Gerçekte başka nedenlerinde olduğunu düşünüyoruz.Dünya Bankası raporlarında ”Tedavi hizmetlerine yeteri kadar talep vardır.Bu nedenle piyasaya bırakılmalıdır” demekte ve tedavi hizmetlerine Kamunun müdahale etmesini istememektedir.Çünkü uluslar arası sermayede tedavi hizmetlerinin piyasaya devrini istemekte ve sağlıkta da Türkiye’nin pazarları olmasını istemektedir.Hazırlanan kanun tasarısının sağlık hizmetlerini sadece tedavi hizmeti olarak dikkate alması ve bununda sosyal güvenlik kuruluşları tarafından üretilmesi yerine,hizmet üretenlerden satın alınması şeklinde tasarlanması bizi kuşkulandırmaktadır.

Bazı maddelere bakacak olursak:

Madde 68-a da her türlü ayaktan muayenede  bu sene 2 YTL ödeneceği ve bu miktarın her sene yeniden belirleneceği belirtilmektedir.Sosyal güvenlik kurumu her sağlık kuruluşu için katkı payını farklı hale getirmiş ve özel hastanelerde katkı payını 15 TL ye çıkarmıştır.Bu amacı aşan miktarlardır.Böylece sosyal güvenlik kurumu primler dışında vatandaştan ayrıca para toplamaktadır.

68-b  ve c  fıkralarında  ise her türlü ilaç,ortez,protez,araç ve gereçlerinde % 20 ye kadar katkı payı isteneceği belirtilmektedir.

Özellikle her türlü araç ve gereç kavramı çok geniş ve belirsizdir.Bu belirsizlik altında her şey bu kapsama alınabilir ve bu durum cepten harcamaları çok artırabilir.

Katkı payı olarak brüt asgari ücretin % 75 ini geçemez diyerek Hükümet aslında her sağlık hizmeti alımında şimdilik 400 YTL kadar katkı payı adı altında sigortalılardan ayrıca para almayı hedeflediği anlaşılmaktadır.Bu miktar çok yüksektir ve sağlık hizmetlerinden yararlanmayı engelleyecek bir faktör olacaktır.

Katılım payı tutarı ve oranları, genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sevk zincirine uymadan, diğer basamaktaki sağlık hizmet sunucularına doğrudan müracaatları halinde yüzde 50 oranında artırılarak uygulanacağı belirtilmektedir.

Madde 64 de;estetik amaçlı işlemlerin ise sağlanmayacak sağlık hizmetlerinden olduğu belirtilmektedir.Ayrıca  Sağlık Bakanlığınca izin veya ruhsat verilmeyen sağlık hizmetleri ile Sağlık Bakanlığınca tıbben sağlık hizmeti olduğu kabul edilmeyen sağlık hizmetleri karşılanmayacaktır.

Genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlık hizmetlerinden yararlanabilmeleri, ancak, sevk zinciri kurallarına uygun hareket etmeleri halinde mümkün olabilecektir.

İş kazası, meslek hastalığı ve acil haller dışında, sevk zincirine uyulmadan genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişiler tarafından sözleşmeli sağlık hizmeti sunucularına yapılan başvurularda hizmet bedelinin yüzde 70’i kurumca, yüzde 30’u genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişiler tarafından ödenecektir.

Tedavi hizmetlerini finanse etmek için hazırlanan kanun tasarısı tedavi hizmetlerinden  bile yararlanmayı kısıtlamaktadır.

Sağlanacak sağlık yardımlarının (Madde 63) tanımlandığı bölümde özellikle diş tedavisinde kısıtlamalar olacağı anlaşılmaktadır.Tasarıda 18-45 yaş arası sigortalıların diş protez tedavilerinin karşılanmayacağı,18 yaşından küçük ve 45 yaşından büyük kişilerin ise protez masraflarının % 50 sinin karşılanacağı belirtilmektedir.

Fakat tasarıdaki çok daha dikkat çekici ifade ise;“Maliyet ölçütleri dikkate alınarak Kurumca sağlanacak sağlık hizmetlerinin cinsleri,kullanım miktarı ve kullanım süreleri kurumca belirlenir” denmesidir.Buna göre kurum her sene hangi hizmetlerden ne kadar yararlanılacağına karar vereceği anlaşılmaktadır.Yani tedavi hizmetlerinin hepsinden sınırsız sayıda yararlanmanın kısıtlanabileceği anlaşılmaktadır.Örneğin;kurum  bu sene diyaliz tedavisini karşılamıyorum veya yılda sadece 30 seans diyaliz tedavisini karşılıyorum diyebilir. Bu ifadeden örnekteki gibi süprizlerle her an karşılaşılabileceği anlaşılmaktadır.

Madde 72 de Kurum“…sağlanan sağlık hizmetlerinin  Kurumca ödenecek bedellerini bütçeyi dikkate alarak belirlemeye yetkilidir” demektedir.Buna göre her yıl kurum  her hizmet için anlaşmalı sağlık kuruluşlarına ödeyeceği bedeli belirleyecek ve sadece bu miktarları ödeyecektir.Eğer sağlık kuruluşunun belirlediği fiyatlar daha fazla ise,farkı kişi cebinden ödeyecektir.Bu yine ek kişisel harcama demektir.

Kurum İstediği Kuruluşlardan Hizmet Satın Alacak Kendisi Üretmeyecek.Tüm bu gelişmeler, sağlık hizmeti sunumunun tümü ile özel sektöre bırakılmak istendiğini göstermektedir.

Sağlık hizmetlerinin özel sektörden satın alınması iletişimsizlik, denetimsizlik, kurumların ve sağlık personelinin bölgelere dağılımında adaletsizliklerin ortaya çıkmasına neden olacaktır.

Madde 73 de  “…sözleşme yapılmamış hizmet sunuculardan hizmet alındığında belirlenen  miktarında % 70 i ödenir” denmektedir.Kurum sağlık hizmeti üretmeyecek,sağlık hizmeti sunan kuruluşlardan hizmet alacaktır.Fakat sözleşmesi yapmadığı kuruluştan sigortalı hizmet aldığında belirledim ücretinde  % 70 ini öderim demektedir.Bu durumda cepten sağlık harcamalarını artıracaktır.Kurumun sağlık kuruluşları ile sözleşme yapmada serbest olacak belirtilmektedir.Bu keyfilik içerisinde istediği istemediği kuruluşla sözleşme yapmayacak ve buradan hizmet alan,almak zorunda kalan sigortalı daha fazla cepten ödeme yapmak zorunda kalarak bir kez daha  cezalandırılmış olacaktır.

Ayrıca sevk zincirine uymadan sağlık kuruluşuna gider ise belirlediği rakamında % 50 sini ödeyeceğini belirtmektedir.Farkını yine kişi cepten ödeyecektir.Tüm bu düzenlemeler  cepten harcamaları artıracaktır.

Bu Şekildeki Genel Sağlık Sigortası Uygulamasının Sakıncaları

Bu kanun özel sağlık sigortalarını  teşvik etmektedir.Cepten harcamaların artmasına neden olacak bu uygulamalar karşısında sigortalılardan;çok parası olanlar belki tedavi hizmetlerinden yararlanmada sıkıntı yaşamayacaklar.Ödeme gücü olanlar  ekstra prim ödeyerek özel sağlık sigortası yaptıracak ve bazı hizmetleri özel sigortalarından sağlayacaktır.Sağlık Bakanlığı sağlıkta Dönüşüm adını verdiği programında genel sağlık sigortası yanında özel sağlık sigortasının da  gelişmesini tavsiye etmektedir.Yani şimdiden kişilere özel sağlık sigortası yaptırmayı tavsiye etmektedir.Bu ortamda parası olmayan kişiler   bazı zamanlar bazı  tedavi hizmetinden istese de yararlanamayacaktır.

Genel olarak ülkenin sağlık harcamaları artacaktır.Madde 73 de Kurumun sağlık hizmeti üretmeyeceği, hizmet sunucularla sözleşme yaparak hizmet sağlayacağı, yani hizmet satın alacağı belirtilmektedir.Bu durumda piyasa ekonomisi kurallarının işleyeceği,kuruluşların işletme karlılığı kaygısı ile hareket edeceğini beklemek gerekir.Şimdiden sağlık harcamalarının artmaya başlamış olması da bu endişemizi doğrulamaktadır.2005 yılında sağlık harcamaları çok artmıştır.En büyük sosyal güvence kurumu olan SSK nın sağlık harcamaları 2005 yılında 6.63 katrilyon dan 7.67 katrilyon Liraya,ilaç harcamaları  2.68 den 3.55 katrilyon Liraya  (% 32 artış ) çıkmıştır.2006 yılının ilk üç ayında öngörülenden  1,5 katrilyon Lira daha fazla sağlık harcaması yapılmış olmasına bağlı olarak Hükümetin acil önlem almak zorunda kalması da endişelerimizin doğruluğunu göstermektedir.Kurumun fatura başına ödeme yapacak olması da sağlık harcamalarının kontrolü açısından riskli bir yaklaşım olduğunu belirtmek gerekir.Böyle bir ortamda en büyük tehlike fatura şişirilmesidir.Çok etkili bir denetim sistemi kurulmaz ise fatura şişirilmesi çok büyük oranda gerçek olacaktır.Birinci basamakta  Hükümet tarafından başlatılan aile hekimliği uygulaması da bu haliyle sağlık harcamalarının artmasına neden olacak başka bir yanlış karardır.Bu haliyle ile aile hekimliği uygulaması  birinci basamağından da  piyasalaşmasına neden olacaktır.

Bu kanun sağlık hizmetleri anlayışına uygun değildir.Sağlık hizmetlerine bir bütün olarak bakmamaktadır.Bütünlüğü olmayan ve sadece tedavi hizmetlerini esas alan bu yaklaşım Milletin sağlık düzeyinin yükselmesini sağlamayacaktır.Bu şekilde bir hizmet anlayışı Milletimiz sağlığına katkı getirmeyecektir.

Sağlık hizmetlerinin sunumunda yeni karmaşalara ortaya çıkacaktır.Yukarıda da belirttiğimiz gibi bir çok belirsizliği olan bu kanun tasarısı kabul edildiğinde ciddi karmaşa yaşanacaktır.

Milletimizin tedavi hizmetlerinden yararlanması kısıtlamaktadır.

Bu kanun tedavi hizmetlerinin piyasalaşmasını teşvik etmektedir.

Bu genel nedenlerle, genel sağlık sigortası yasa tasarısı bu haliyle milletimizin çıkarlarına uygun olmadığını belirtmek zorundayız.

 

8-Kamu Hastaneleri Birliği Yasa Tasarısı

Bu tasarı hazırlandı,komisyonlardan geçti genel kurulda beklemektedir.Bu tasarı hala yasalaşmamış olsa da konunun önemi açısından ve sağlıkta dönüşüm programı açısından ele almak gerekir.Bu yasa tasarısında Türkiye’de Sağlık Bakanlığına bağlı 800 civarındaki hastanenin 40 özerk birlik bünyesinde toplanacağı ve bu birlikler tarafından işletileceği anlaşılmaktadır.Hastane yönetiminin sağlık personeli olmayan,yönetim kuruluna karşı sorumlu sözleşmeli personel tarafından yapılacağı belirtilmektedir.

Bu kanun ve kanun tasarıları dışında bazı yönetmelikler çıkarıldı ve bazı yönetmeliklerde değişiklik yapıldı. Böylece AKP Hükümeti ve Sağlık Bakanlığı Türkiye’de sağlık hizmeti sunumunda önemli değişikliklere neden oldu.Sağlıkta Dönüşüm Programında yer alan başlıkların bir kısmını kendi öngördükleri şekilde uygulamaya koymuş oldular.

Sağlık personel rejiminde de değişiklik yapma eğiliminde oldukları anlaşılmaktadır.Sözleşmeli personel istihdamını benimsediklerini  açıkça beyan etmektedirler.Bu durum sağlık personeli için güvencesiz  çalışma hayatı demektir.

Genel sağlık sigortasından yana olduklarını belirtmelerine rağmen aynı zamanda özel sağlık sigortasını önermeleri Hükümetin tutarsızlığı veya sağlık alanındaki gerçek niyetlerinin göstergesidir.Bu durum sağlık hizmetlerinden sadece zenginlerin tam olarak yararlanmasına,fakir ve sabit gelirlilerin ise kısıtlı bir ölçüde sağlık hizmetlerinden yararlanmasına neden olacak bir düzenlemedir.