Anasayfa » Sağlık » Üniversite İktisadi İşletme Değildir

Üniversite İktisadi İşletme Değildir

ÜNİVERSİTE İKTİSADİ İŞLETME DEĞİLDİR

Prof. Dr. Sefer AYCAN

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi

Ülkemizde sürekli tartışılan kurumlardan biride üniversiteler ve Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK)dur. 1980 sonrası bu tartışma sürekli gündemde olmuştur.Bazıları YÖK un hiç olmamasını isterken,bazıları da YÖK un uygulamalarını ve yetkilerini eleştirmiştir. Günümüzde ise yeni yükseköğretim kanunu taslağı ile tartışma daha da alevlenmiştir.

DSC_0023Elbette yükseköğretim ile ilgili çok tartışılacak konu vardır. Herkesi ilgilendiren bu konuda söylenecek te çok şey vardır. Tartışma genelde ilkesel bazda olabileceği gibi, özel de ve uygulamalar bazında da olabilmektedir. Bu nedenle de farklı kesimlerin ve kişilerin farklı beklentileri de olabilmektedir. AKP de (Adalet ve Kalkınma Partisi) YÖK le ilgili farklı zamanlarda farklı şeyler söylemişti ve değişiklik için beklenti oluşturmuştu. Bugünlerde  AKP iktidarı döneminde bir taslak oluşturuldu ve tartışmaya açıldı. Bu taslakta tartışılacak çok konu vardır. İlk bakışta söylenecek şey; taslağın mevcut tartışmaları çözmediği gibi yeni tartışmalara da neden olduğudur.

Bu taslağın genel görüntüsü;köklü bir değişiklik getirmediğidir.Esas eklemek istedikleri bir iki yeni uygulama ile bazı maddelerde de düzeltme yapılmış gibi gözüksün diye yapılmış değişikliklerden başka bir şey içermemektedir.Bu taslak hedef ve ilke bakımından bir yenilik getirmediği gibi,kendi içinde bütünlükte taşımamaktadır.

Genel eksiklikleri ve yanlışları yanında bu taslağın yükseköğretimi de ticari bir meta haline getirmesi,yükseköğretimi özel sektöre hatta yabancı sermayeye açması en tehlikeli değişikliğidir.Esas amacında bu olduğu ve bu amacın gizlendiği düşünülmüştür. Bu nedenle de bu yazıda esasta yükseköğretimin iktisadi işletme haline getirilmesi tartışılmak istenmiştir.Bununla birlikte diğer bazı konulara da dikkat çekerek yeni kanun taslağı değerlendirilecektir.

Yükseköğretimin Amacı

Mevcut YÖK kanunda beğenseniz de, beğenmeseniz de yükseköğretimin bir amaçı vardır. Yeni taslakta ise yükseköğretimin  amacı belirtilmemiştir. Ne yapılmak istendiği, nasıl bir yükseköğretim, nasıl bir gençlik istediği belirtilmemiştir. Devletin, milletin ne beklediği ne beklemesi gerektiği belirtilmemiştir. Bu önemli bir eksikliktir.

İnsanların amaçları olması ne kadar gerekli ise milletlerinde, ülkelerinde bir amacı olmalıdır.Aslında her yönetim sürecinin de bir amacı olması gerekir. Bu doğrultuda yükseköğretimden de beklentiler ve bu beklentiler doğrultusunda amaç olmalıdır. Yükseköğretim kurumlarına da bu amaç doğrultusunda eğitim yapması istenmesi gereklidir.       Hazırlanan taslak mevcut yasanın 4. Maddesini tümüyle yok saymış ve yerine bir hükümde koymamıştır. Mevcut yasanın 4. Maddesinde yükseköğretimin amacı;”Öğrencilerini Atatürk İlkeleri doğrultusunda…..Türk milletinin …..değerlerini taşıyan ….vatandaşlar olarak yetiştirmektir” demektedir.Taslakta bunlara yer verilmemiş olması bu amacı istemediğini göstermektedir.Fakat ne istediğiniz anlaşılmamaktadır.O zaman nasıl bir gençlik,nasıl bir yükseköğretim   istiyorsunuz?

Yükseköğretim kurumlarının bir görevi bilgi üretmektir,diğer görevi ise bilgiyi öğretmektir.Özellikle bilgi öğretmek ve eğitim yapmak geleceğe yönelik bir işlevdir.Bu nedenle amaçlı ve planlı olmalıdır.Ülkenin ve milletin geleceği içinde çok önemli olan gençliğin yetiştirilmesi mutlaka Milli hedefler doğrultusunda olmalıdır.Bu nedenle mutlaka yükseköğretimin Milli amaçlar doğrultusunda planlanması gereklidir.

 

Yükseköğretimin Temel İlkeleri

Yeni kanun taslağında  mevcut kanunun temel ilkeleri yok sayılmıştır.Mevcut kanunda yükseköğretimin amacı doğrultusunda belirlenmiş kapsamlı ilkeler var iken,yeni taslakta yükseköğretimin ilkeleri olarak;…çeşitlilik, katılımcılık, rekabet ve kalite ilkeleri esas alınarak planların” denmektedir.

gaziAslında bu yazılan ilkelerde havada kalmaktadır. Çünkü bu ilkelerin laf olarak var olduğu, özde olmadığı net olarak görülmektedir.İlkeleri gerçekleştirmek için belirtilmiş bir uygulama,planlama yoktur.Yasa taslağı bütün olarak bakıldığında,yükseköğretimin ve kurumlarının  bu ilkelere göre bile düzenlenmediği,ilkelerin lafta kaldığı görülmektedir.            Diğer bir konuda bu ilkelerin yükseköğretim için doğru ve yeterli  ilkeler olup olmadığıdır.

Elbette yükseköğretimde bilimsel özgürlük olmalıdır.Bunu kimse inkar etmemektedir.Fakat yasa taslağında bilimsel özgürlüğün nasıl korunacağı ile ilgili bir düzenleme yoktur.Yada bilimsel özgürlüğü müdahale edildiğinde bir yaptırım yoktur.Bu nedenle bu temel doğru bile gerçek anlamda sağlanmamıştır.

İlkelerden biri  olarak belirtilen “çeşitlilik” le de kast edilenin ne olduğu belirsizdir.Fakat bu ilkenin arkasına sığınarak özel sektörün,yabancıların üniversite açmasına  bahane oluşturmak istenildiği görülmektedir ki bu da yanlış bir uygulamadır.Burada amacın kurumlar arasında çeşitlik  sağlamak değil,  direkt yükseköğretimi özelleştirmek ve yabancılara devretmek olduğu görülmelidir.

Yasa taslağında diğer bir ilke rekabettir.Üniversiteler arasında rekabet olmasını istemek iyi gibi gözüken bir durum olsa da yanlışa da sebep olması söz konusu olabilecek bir durumdur. İyi de rekabet etmek,doğru şeyler yapmak için üniversitelerin yarışması  istenir bir durum olabilir. Fakat rekabet başka alanlara örneğin kazançta rekabet etmeye yönelir ise çirkinliğe neden olur ve  istenmeyen durumlara neden olabilir.Ayrıca rekabet istenmediği halde tekelleşmeye neden olabilir. Ayrıca rekabet edebilmek için yarışında adil olması gerekir. Ayrı kriterlere bağlı olmayan, farklı şekilde yönetilen kurumları aynı yarışa sokmak adil olmayan bir uygulamadır.Farklı amaçlara,önceliklere sahip Devlet Üniversiteleri ile özel üniversiteleri,yabancı üniversiteleri aynı yarışa sokmak doğru bir uygulama değildir.Aslında yasa taslağında bu konuda da bir düzenleme yapılmamıştır.Bu durumda yasa taslağının yine iyi hazırlanmadığını göstermektedir.

Yükseköğretim Kurulu

Tartışmanın başında gelen konulardan biri Yükseköğretim Kurulunun varlığıdır. Bazıları adına ne denirse densin temelde böyle bir kurula gerek olmadığını söylese de, böyle bir kurulun varlığı gerekli olduğu düşünülmektedir.Diğer bazı ülkelerde benzer bir üst kuruluş vardır. Planlayıcı, denetleyici böyle bir üst kuruluşun olması kaçınılmaz bir durumdur ve kabul edilmektedir. Ülkemizde de yükseköğretimin düzenlenmesi,planlanması,koordinasyonu ve denetimi için bir kurula ihtiyaç vardır. Esas tartışma konusu bu üst kuruluşun yetkileri ve yapısıdır.

Ülkemizdeki sıkıntı;YÖK un esas görevlerini yapmayıp başka işlerle uğraşmasıdır.YÖK hala kurumsallaşmasını tamamlayamamış,görevlerini yerine getiremeyen bir kurul görüntüsündedir.Yönetim yapısı ise siyası tercihlerle oluşmuş olduğu için tarafsızlığı sürekli tartışmalı olmuştur.

Üst kurul; Üniversiteler ve öğretim üyeleri üzerinde sınırsız yetki sahibi olmamalı ve yetkileri net olarak tanımlanmalı ve esas görevlerini yapmalıdır.

Çok önemli bir konuda; yükseköğretim kurulu siyasal iktidarın oyuncağı olmaktan kurtarılmalıdır.Yönetim yapısı bağımsız ve güçlü olmalıdır. Yeni taslağın bu konulara çözüm getirmediği, tersine yükseköğretim kurulunu daha çok iktidarın oyuncağı haline getirdiği görülmektedir.

Mutlaka yükseköğretim kurulu siyasal iktidarın kontrolünde olmayan, kurumsallaşmış bir kurul olmalıdır.

Üniversite ve Rektör Seçimi

Yükseköğretimde en çok tartışılan konulardan biride özellikle Devlet üniversitelerinde rektörlerin nasıl belirleneceğidir.Özellikle günümüzde rektör atamalarında üniversitede yapılan seçimlerin anlamı kalmamıştır.Üniversitede yapılan seçimi dikkate almadan YÖK te oluşturulan rektör adayları, seçimin, rektörlerin ve YÖK ün saygınlığını ve güvenirliğini tartışılır hale getirmiştir.Bu nedenle üniversite çevresinde ve genel olarak ta  de en çok eleştirilen ve en çok konuşulan konulardan biri rektör seçimleri olmuştur.

Kanun taslağında değişiklik önerilen konulardan biri rektör seçimidir.Kanun taslağında da bu konuya ağırlık verilmiş gibi görünse de, önerilen modelin çözüm olmayacağı ortadadır.

Getirilmek istenen adına “Üniversite Konseyi” denilen yapı geniş yetkilere sahip olacaktır.Bu durum yeni çatışmalara ve işlerin yürütülmesinde yeni sıkıntılara neden olacaktır.En çok ise yapısı eleştirilmiştir.Atanmış kişiler yanında,en eleştirilen üye ise “en fazla bağış yapan kişilerden biri” olarak tanımlanan kişinin üniversite konseyi üyesi olmasıdır.

Özellikle büyük Devlet Üniversiteleri için düşünülen üniversite konseyi yapısı ve yetkileri itibari ile; her üniversiteye hükümetin kontrolünde üst kurullar kurma girişimi olarak kendini göstermektedir. Bu girişimlerin hiçbir faydası yoktur.

Esas karar verilmesi gereken konu nettir.Bu Devlet üniversitelerinin rektörlerinin nasıl belirleneceğidir. Eğer gerçekten Devlet üniversitelerinin rektörlerinin öğretim üyeleri tarafından seçilmesini istiyor iseniz açıklıkla bunu belirtmek ve müdahale etmemek gerekir. Eğer rektörlerin iktidarın kontrolünde kişiler olmasını istiyor iseniz o zaman da bir takım seçim hileleri yapmaya gerek yoktur. Bu tür düzenlemeler sorunu çözmeyecektir.Bu taslaktaki gibi düzenlemeler aldatmaya,oyalamaya  yönelik   kuşkulu değişikliklerdir.

Üniversitelerin İktisadi İşletme Olması

Hazırlanan YÖK kanun taslağı incelendiğinde gizli ve esas amacının yükseköğretimi iktisadi işletmelere dönüştürmek olduğu fikri oluşmuş ve endişe duyulmuştur.Taslağın içerisinde sadece ticarileştirmek  sayılacak konularda uyumluluk olduğu içinde bunun tesadüfi bir durum olmadığına,tersine bu konuya önem verildiği fikrine varılmıştır.Bu nedenle de yazının başlığı da bu konu yapılarak,esasta da  bu konuya ağırlık verilmeye karar verilmiştir. Bu endişemizin bir çok  nedeni vardır.

1-Taslağın özel üniversite kurulmasına ve yabancıların üniversite kurmasına  izin vermesi

Gerçi bu durum mevcut Anayasaya aykırıdır. Anayasamızın 130. maddesi sadece Devletin ve vakıfların üniversite kurmasına izin vermektedir.Anayasamız  Vakıf üniversiteleri içinde  kazanç amaçlı olmamak şartı da getirmiştir. Elbette bugün bazı vakıf üniversiteleri de bu kuralı ihlal etmiş ve kazanç elde etmek öncelikli hale gelmiştir.Bazı vakıf üniversiteleri yükseköğretimi kullanmakta,para kazanma aracı olarak görmektedirler.Hal böyle iken ve mevcut anayasaya aykırı olduğu net iken,kamuoyunda da böyle bir istek yok iken,  özel üniversite kurulmasına,yabancıların  üniversite  kurmasına izin vermek nerden çıkmıştır?Buda taslağının esas niyetin özel ve yabancı üniversiteye izin vermek olduğu fikrimizi desteklemektedir.

Esas tartışma konusu ise özel üniversitenin kurulmasına izin verilmelimidir? Taslak ta özel şirketlerin ve yabancıların üniversite kurabileceği,özel sektörün kişisel yada tüzel kişi olarak üniversite kurabileceği belirtilmektedir.Şirket kurarak bu alana girecek olan özel sermaye elbette kazanç elde etmek isteyecektir.Durum böyle iken bunu legalleştirmenin ne faydası vardır.Üniversite kurmakta mı sıkıntımız var?Özel sektör üniversite kurduğunda bilme katkımız mı artacak?Eğitimde kalite mi artacak?Yaksa başka amacımız mı var?Herhalde o zaman amacınız yükseköğretimi özel sektöre devretmektir.  Bu Türkiye’de insanımızın sömürülmesinin yeni bir aracı olacaktır. Hele yabancı üniversite kurulması ise öz kaynaklarımızın yabancılara aktarılmasına neden olacaktır. Bu üniversiteler Türkiye’de bilim üretmeyecek, sadece gençlerin ve ailelerin umutlarını sömürecektir. Böylece yükseköğretimi de küresel sermayeye teslim edilmiş olacaktır.Her şeyimizi küresel sermayeye peşkeş çektiğimiz bu günlerde,son olarak yükseköğretimi, öğrenciyi ve ailelerin saf isteklerini de yabancı sermayeye teslim ediyoruz.

Bazı kesimler çeşitlilik olsun, rekabet olsun,kalite gelsin gibi nedenlerle özel üniversiteyi istese de, özel üniversitelerin yükseköğrenimi iktisadi  bir alan haline getirmekten başka bir etkisinin olacağı sanılmamaktadır.Bu çeşitlilikte değildir ve yabancı üniversiteler bilim kalitesini artırmak için Ülkemize gelmeyecektir.Yabancı üniversite gençlerimizin yükseköğrenim görme isteğini sömürmeye gelecektir.Ayrıca böyle bir ortam Devlet üniversiteleri içinde haksız rekabet demektir. Amaçları ve etik değerleri farklı olan kuruluşları yarıştırmak haksız bir yarışa neden olmaktadır. Bu durumdan devlet üniversitelerinin zarar görmesi de kaçınılmazdır.

Bir şirketin elbette öncelikli kaygısı kazanç elde etmek olacaktır. Bu nedenle kazancın olduğu alana, yere gitmesi ve kazanç getirici alanlarda faaliyetlerde olması beklenen bir durumdur.Bu durumda yükseköğretimi Ülke geneline yaymak,ihtiyaç duyulan alanlara öncelik vermek gibi Milli hedefleri nasıl gerçekleştireceğiz.

Özel üniversitelerin özel hastaneler ile anlaşmaları halinde buralara üniversite   hastanesi unvanı verilebileceğine yönelik   değişiklikte eğitim amaçlı ve iyi niyetli bir düzenleme olarak görülmemektedir.Buda özel hastane işletmeciliği lehine bir değişikliktir.

2-Devlet üniversitelerinden kendi öz gelirlerini elde etmelerinin istenmesi

Kanun taslağı Devlet üniversitelerine gelir elde zorunluluğu getirmektedir.Bir devlet üniversitesinin öz gelirler elde etme yolu nedir? Bu da kanun taslağında; öğrenci harçları,döner sermaye ve bağış olarak belirtilmiştir.Öğrenci harçların olup olmayacağı belli değildir.Siyasi şova dönüşen,ne zaman ve ne kadar alınacağı belli olmayan harçların vakıf üniversiteleri seviyesinde olmayacağı bellidir.Bağışlarında yeterli kaynak olması mümkün değildir.Geriye sadece döner sermaye işletmeleri kalmaktadır.Anlaşılan Devlet üniversitelerine genel bütçeden para verilmeyecek,döner sermaye işletmeleri kurularak para kazanması  istenecektir. Yani devlet üniversitelerinin döner sermayeli işletmelere önem vererek işletmecilik yapması istenmektedir. Bunun için üniversite yeni işletmeler kuracak, buralarda çalışmayı zorunlu hale getirecek ve öğretim üyesi işletmede çalışan bir kişi konumuna gelecektir.Yani devlet üniversitesi bilim ve eğitim yapmayacak,işletmecilik yapacaktır.

Üniversitede elbette uygulama olmalıdır ve bu uygulamalarda döner sermaye işletmeleri kapsamında yapılmaktadır. Fakat bu uygulamada amaç öğrenciye uygulama yaptırmak, uygulamalı eğitim yaptırmak olmalıdır.Yani esas amaç eğitimdir. Esas amaç döner sermaye işletmesine gelir getirmek değildir. Fakat öz gelir elde etmek zorunluluğu gelirse esas amaç ister istemez döner sermaye gelir getirici faaliyetlere kayacaktır.

Ayrıca taslağın 25. maddesinde yükseköğretim kurumlarının görevlerinden birisinin “gerek duyulduğunda kamu hizmeti üretmek” olarak tanımlanmasında üniversitenin gelir getirici faaliyete zorlanması  olarak anlaşılmalıdır. Çünkü üniversite bunu yapar iken yine döner sermaye üzerinden yapacak ve gelir elde ettiği içinde öncelikli görev haline gelecektir.

Sözleşmeli Öğretim Üyesi Olmamalıdır

Yasa taslağının Devlet üniversitelerinde sözleşmeli öğretim üyesini model olarak ortaya atması da gereksiz ve kötü niyetli bir durum olarak düşünülmüştür.Devlet üniversitesindeki öğretim üyesi devlet memuru güvencesinde olmalıdır.Öğretim üyesinin elinden bu hakkı  almak yönetimlerin oyuncağı haline getirmektir.Diğer taraftan elbette devlet üniversitesindeki öğretim üyesi tam gün çalışmalı,kendisini üniversiteye ve bilme vermelidir.Bunun içinde öğretim üyesinin maddi durumu iyileştirilmeli,nafakasını kazanmak için başka kapılara,başka yollara gitmeye mecbur bırakılmamalıdır.

Sözleşmeli öğretim üyesi istihdam etmenin gerekçesi de anlaşılamamıştır.Eğer öğretim üyesi “yatmasın” diye böyle bir uygulama düşünülüyor ise bu yanlış bir düşüncedir.Akademisyen  olmaya karar veren kişi zaten çalışkandır.Yat desende yatmaz ve üniversite hayatında sürekli üretmeye mecburdur.Bu nedenle sözleşmeli çalışma gibi uygulamaya gerek yoktur.Sözleşmeli öğretim üyesi uygulamasının altında art niyet aramak lazımdır.Bu uygulama ile yandaşlara daha fazla ücret vermek,yandaş olmayanları üniversiteden uzaklaştırmak isteniyor ise;bu son derece tehlikeli bir durumdur.Bu tür   uygulamalar öğretim üyeleri arasında çatışma ve huzursuzluğa neden olacaktır.Bunun kimseye faydası yoktur.Böyle bir ortamda bilimde, eğitimde yapılamaz.

Görüldüğü gibi yeni YÖK yasa taslağı mevcut sorunları çözmediği gibi burada bir kısmına değindiğimiz ilave yeni sorunlara neden olmaktadır.Mevcut yasada yapılacak değişiklik, var olan sorunları çözmek için olmalı veya bir yenilik getirmelidir.Kendi belirttiği tüm ilkeleri bile özümsemeyen, kendi içinde bütünlük içermeyen ve yeni sorunlara neden olacak olan bu YÖK yasa taslağı herhalde sadece özel üniversitelerin  ve yabancı üniversitelerin açılması,böylece de yükseköğretimin ticari bir faaliyet olması için hazırlanmış gibi görülmektedir.

Bu haliyle bu taslağın yasalaşmaması gerekir. Yükseköğretimin milli hedefler doğrultusunda çağdaş normlara uygun olarak yeniden yapılanmasını sağlayacak bir yasaya ihtiyacı vardır.

 

KAYNAKLAR    

1-Türkiye Cumhuriyeti  Anayasası

2-Yüksek Öğretim Kanunu

 

 

 

%d blogcu bunu beğendi: