Anasayfa » MHP » Aile - Kadın ve Çocuklar » Yerel Yönetim ve Sağlık

Yerel Yönetim ve Sağlık

T.C. GAZİ ÜNİVERSİTESİ

TIP FAKÜLTESİ

HALK SAĞLIĞI ANABİLİM DALI

2008 DOKTORA-GÜZ DERSİ SEMİNERİ

(SAĞLIK YÖNETİMİ) 

 

YERİNDEN YÖNETİM,

YEREL YÖNETİMLER VE SAĞLIK 

 

HAZIRLAYAN:

DR. NÜKET GÜLER BAYSOY 

 

DERS SORUMLUSU:

PROF. DR. SEFER AYCAN 

 

ANKARA, 2008 

 

YERİNDEN YÖNETİM/YEREL YÖNETİM KAVRAMLARI (KLASİK TANIMLAR)

 

 

Kamu Yönetimi Kavramı

 

Kamu yönetimi devlet ve toplum düzeninin temel dayanağıdır; devletin bir yürütme aracı, bir idari mekanizmadır. Yasama ve yargı organları kamu yönetiminin ilgi alanının dışında kalmaktadır. Kamu yönetimi temelde, “işlevsel” ve “yapısal” olmak üzere iki anlam taşır. İşlevsel anlamı, kamu politikalarının belirlenmesi ve yürütülmesi sürecidir. Yapısal anlamı ise devletin örgütsel görünümünü ifade eder ve siyasi organların yürütmeye ilişkin koludur [1]. Aslında kamu yönetimi bir taraftan, siyaset dışı bir alandır, fakat siyasi kurumların başarısı onun yürütme aracı olan kamu yönetiminin performansıyla yakından ilişkilidir [1].

 

Diğer taraftan kamu yönetimi, özellikle 1990’lı yıllardan itibaren daha belirgin olmak üzere, işletme yönetimi biliminden etkilenmesine karşın ayrı bir alan olarak ele alınır. Çünkü kamu yönetimi ve işletme bilimlerindeki örgütlenme biçimleri farklıdır, kamu yönetiminde kamu yararını gözeten tek taraflı bir ilişki söz konusuyken, işletme yönetiminde eşit ilişkiye odaklanan ve kar amacı güden bir yönetim biçimi vardır. Kısacası kamu yönetimi, siyaset bilimi ve işletme yönetimi arasında yer alan farklı bir bilim dalıdır [1].

Kamu yönetiminin elemanları

¡  Halk

¡  Örgüt

¡  Kamu politikası

¡  Norm düzeni

¡  Mali kaynak

¡  Kamu görevlileridir [1].

 

Türk kamu yönetiminde tüm kamu hizmetleri için geçerli ve zorunlu iki temel koşuldan ilki “hizmetin kamuya yöneltilmiş ve kamuya yararlı olması” diğeri ise “hizmetin kamu kuruluşlarınca ya da ilgili kamu kuruluşunun sıkı denetimi altında özel kişilerce yürütülmesi” koşuludur. [2]


Kamu Hizmetlerinin Sunulmasında (Yürütme Görevinin Yerine Getirilmesinde) Benimsenen Örgütlenme Biçimleri

Devlet, ulusal sınırlar içinde yaşayan halkın ortak ihtiyaçlarını karşılamak ve genel yararlarını korumak için çalışır. Bu amaçla devlet, iki esasa bağlı olarak örgütlenmeye gider. Bunlardan biri genel nitelikteki kamu hizmetlerine ilişkin politika, karar ve yürütme fonksiyonlarının merkezi hükümetin emir ve komutası altındaki organlar tarafından yerine getirilmesidir. Buna “merkezden yönetim” denilir. Diğeri ise bölgesel ya da yerel nitelikteki fonksiyonların merkezi idarenin dışındaki bölge ve yerleşim birimlerinde oluşturulan özerk birimlerce yürütülmesidir. Buna da “yerinden yönetim” adı verilmektedir [3, 4].

 

Şekil. Yönetim İlkelerine Göre Kamu Hizmetlerinin Sunulmasında

(Yürütme Görevinin Yerine Getirilmesinde) Benimsenen Örgütlenme Biçimleri

[2, 4]

Devletler üstüne düşen görevleri yerine getirirken hizmetlerin özelliğine bağlı olarak merkezi ve yerel yönetimler olarak örgütlenmiştir. Merkezi yönetim ile yerel yönetimler kamu hizmetlerinin gerçekleştirilmesi sürecinde birbiriyle çatışan değil, birleşen ve ortak amaçlar doğrultusunda çalışan iki ayrı yönetim birimidir. Ortaya çıkan bu örgütlerde merkeziyetçi yönetim anlayışının mı yoksa yerel yönetim anlayışının mı daha ağırlıklı olacağı ülkenin sahip olduğu tarihi, kültürel, ideolojik ve sosyoekonomik yapı gibi unsurlar önemli rol oynamıştır. Ülkemizdeki duruma baktığımızda merkezi yönetimin ağırlıkta olduğu bir yönetim anlayışının benimsendiğini söyleyebiliriz. Ancak son zamanlarda, gerek Avrupa Birliği sürecinde gerekse yeni kamu yönetimi anlayışının (bkz sayfa 9, “Kamu Yönetimi alanında yaşanan değişim süreci”) gündeme gelmesiyle bu ilişkide yerel yönetimlere ağırlık verilmesi yönünde bir eğilim ortaya çıkmıştır. [4]

 

Merkezi yönetimin genel özellikleri şunlardır:

 

¡  Kararlar örgütün en üst kademesinde alınır.

¡  Uygulama (kamu hizmetleri) merkezin hiyerarşik denetimi altında bulunan örgütler tarafından vatandaşlara sunulur.

¡  Mali araçlar da merkezileştirilmiştir, gelir ve giderleri merkez kontrol eder.

 

Merkezi yönetimin

 

AVANTAJLARI

¡  Yönetimde birörnekliliği sağlar.

¡  Hizmet maliyetleri düşer.

¡  Uzmanlık ve mali araçlar kolaylıkla temin edilebilir.

¡  Kamu görevlileri üzerine yerel baskı gelmez.

 

DEZAVANTAJLARI

¡  Kırtasiyecilik

¡  Yöre gereksinimlerini belirlemek zordur, belirlense bile yerel gerçekleri yansıtmayabilir.

¡  Yerel kamu görevlileri yörenin gereksinimlerine duyarlı olmayacaktır, merkezin isteklerine öncelik tanıyacaklardır.

 

 

Yerinden yönetimin genel özellikleri şunlardır:

 

¡  Kamu hizmetlerinin sunulmasına ilişkin karar verme yetkisi tamamen yerel birimlere devredilir.

¡  Kuruluşlar özerktir (yönetsel/mali).

¡  Görevlerini ilgili yasaların çizdiği sınırlar içinde sürdürmek zorundadırlar

¡  Merkezin yönetsel vesayeti altındadırlar (Bu hiyerarşik bir denetim değildir, merkezin yerel birimlerin etkinliklerini yasalar çerçevesinde gerçekleştirip gerçekleştirmediklerini denetleme fırsatı veren sınırlı bir kontroldür)

 

Yerinden yönetimin

 

AVANTAJLARI

¡  Vatandaşlar yönetime katılabilir (daha demokratiktir).

¡  Kırtasiyecilik azalır.

¡  Yerel isteklere öncelik verilir.

¡  Yönetimin sorunlara karşılık verme hızı ve duyarlılığı artar.

 

DEZAVANTAJLARI

¡  Hizmet sunumunda birörnekliliği sağlamak zordur

¡  Sınırlı mali olanak ve sınırlı kaynakları vardır.

¡  Teknik eleman ve uzman sıkıntısı çekilebilir.

¡  Mali olanak yeterli olsa bile operasyon ölçeği küçük olduğu için, ödenen yüksek ücretler maliyet artırıp verimliliği düşürür.

 

(Kaynak [1]-Kaynak [7])


TÜRKİYE’DE KAMU YÖNETİMİNİN YAPISI (ÖRGÜTLENMESİ)

(Kaynak [5]-[6])

 

A) MERKEZİ YÖNETİM KURULUŞLARI

 

MERKEZİ YÖNETİMİN BAŞKENT ÖRGÜTÜ

¡  Cumhurbaşkanı

¡  Bakanlar Kurulu

l  Başbakan

l  Bakanlar ve Bakanlıklar

¡  Merkezdeki yardımcı kuruluşlar

l  Milli Güvenlik Kurulu

l  Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı

l  Danıştay

l  Sayıştay

 

MERKEZİ YÖNETİMİN TAŞRA ÖRGÜTÜ

¡  İl Yönetimi

l  Vali

l  İl Müdürleri

l  İl İdare Kurulu

¡  İlçe Yönetimi

¡  Bucak Yönetimi

¡  Bölge Yönetimi

 

 

B) HİZMET YERİNDEN YÖNETİM KURULUŞLARI

¡  Üniversiteler

¡  TODAİE (Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü)

¡  Kamu İktisadi Teşebbüsleri

(devletin ekonomik işletmeleri)

İktisadi Devlet Teşebbüsleri (İDT)

¡  Ziraat Bankası, Toprak Mahsulleri Ofisi, PETKİM, Türkiye Kömür İşletmeleri

Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK)

¡  Devlet Demiryolları, PTT, Devlet Hava Meydanları İşletmesi

¡  Mesleki kamu kurumları

(kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları)

l  Türk Tabipleri Birliği, barolar, odalar, TOBB (Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği)…

¡  Düzenleyici ve denetleyici kurumlar

l  Sermaye Piyasası Kurumu (1981)

l  Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (1994)

l  Rekabet Kurumu (1994)

l  Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (1999)

l  Telekomünikasyon Kurumu (2000)

l  Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (2001)

l  Tütün, Tütün Mamülleri ve Alkollü İçecekler Piyasası Düzenleme Kurumu (2002)

l  Kamu İhale Kurumu (2002)

 

 

C) COĞRAFİ YERİNDEN YÖNETİM KURULUŞLARI

=YEREL YÖNETİMLER

 

¡  İl Özel İdaresi

l  Vali

l  İl Genel Meclisi

l  İl Encümeni

 

¡  Belediye Yönetimi

l  Belediye Başkanı

l  Belediye Meclisi

l  Belediye Encümeni

 

¡  Büyükşehir Belediye Yönetimi

l  Büyükşehir Belediye Meclisi

l  Büyükşehir Belediye Encümeni

l  Büyükşehir Belediye Başkanı

 

¡  Köy Yönetimi

l  Muhtar

l  Köy Derneği

l  Köy İhtiyar Meclisi

 

¡  Mahalle Yönetimi

 


Türkiye’de Yerel Yönetimlerin Yapısı, Yetki, Görev ve Sorumlulukları

(Kaynak [5], [6])

 

A) İl özel idaresi

 

İl, hem merkezi yönetimin taşra örgütü hem de bir yerel yönetim birimidir. Yerel yönetimler arasında en az gelişmiş ve en çok tartışılan türdür. 1913’te kurulmuştur, 1987’de kanunun adı değişip “il özel idaresi kanunu” olmuştur. Bir İl kurulduğunda il özel idaresi de kurulmuş olur. Ancak İl Özel İdarelerinin görevleri zamanla merkezi yönetim kurumlarına devredilmiştir. (Örneğin yol yapımı—karayolları Genel Müdürlüğüne ve Çiftlik kurmak—Tarım Bakanlığına)

 

İl özel idarelerinin organları

¡  İl genel meclisi

¡  Temel karar organıdır

¡  Üyeleri doğrudan halk tarafından ilçelere göre seçilir

¡  Başkanı validir (ağır vesayet denetimi)

¡  Görevleri:

l  Bütçeyi onaylamak

l  Vali tarafından sunulan faaliyet raporunu onaylamak,

l  Götürülecek hizmetlere ilişkin kararları vermek

¡  İl Daimi Encümeni

¡  İl genel meclisince seçilir

¡  Başkanı validir (ağır vesayet denetimi)

¡  Görevleri:

l  Valinin yaptığı harcamaları her ay denetlemek

l  İl özel idaresi bütçesinin uygulanmasını denetlemek

¡  Yürütme organı: Validir

¡  Gelirler: Genel bütçeden ayrılan pay ve emlak vergilerinden sağlanır.

B) Belediyeler

 En özerk yerel yönetim birimidir. Önemli hizmetler sunarlar. Türkiye’de nüfusu >2000 olan bütün yerleşim birimlerinde belediye vardır. İl ve ilçe merkezlerinde nüfusları ne olursa olsun belediye kurulması zorunludur (Belediye kanunu 7. madde)

Köy statüsünden belediye statüsüne geçiş sürecinde öncelikle yaşayanların belediye kurulmasını isteyip istemediğini belirlemek için bir referandum yapılır. Referandum sonucu vali aracılığıyla il genel meclisine iletilir. İl genel meclisi yeterlilik ve yarar açısından durumu değerlendirir. Sonuçta çıkan karar Vali aracılığıyla İçişleri Bakanlığına gönderilir. Bakanlık dosyayı Danıştay’a sunar. Danıştay kararı cumhurbaşkanı onayına sunulur. Cumhurbaşkanı onayıyla belediye kurulur.

Belediyelerin organları

¡  Belediye meclisi

Temel karar organıdır. Halk tarafından doğrudan 5 yıl için seçilir. Başkanı belediye başkanıdır. Kararlar başka makamın onayını gerektirmeden uygulamaya konulur. Bazı kararlar (belediye bütçesi gibi) vesayet denetimi gereği vali veya kaymakam onayından sonra uygulanır. Meclis sadece danıştay kararıyla dağıtılabilir.

¡  Belediye Encümeni

Meclisten sonraki önemli karar organıdır Atanmış üyeler ve seçilmiş üyelerden oluşur (konunun uzmanları: hesap işleri, fen işleri, sağlık işleri, yazı işleri, imar dairesi ve veteriner işleri gibi hizmet birimleri). Başkanı belediye başkanıdır.

¡  Yürütme organı: belediye başkanıdır

¡  Gelirler: Genel bütçeden ayrılan pay ve emlak vergilerinden sağlanır.

Belediyelerin yetki ve sorumlulukları 

Ayrım I: Beledi görevler (asli görevler) 

á  Kentsel altyapı (imar, su ve kanalizasyon, ulaşım vb.)

á  Kent bilgi sistemleri (altyapının ve diğer donatıların sayısallaştırılmış envanteri)

á  Zabıta, itfaiye (polis hariç kentin güvenliğine yönelik hizmetler)

á  Çevre (katı atıkların uzaklaştırılması, yeşillendirme, park, bahçe vs.)

á  Defin, mezarlık

á  Konut

á  Nikah

Bu gruba eklenen Yeni görevler

á  Acil yardım, kurtarma, afet yönetimi vs.

á  Trafik

á  Sosyal hizmet

á  Sığınma evleri

á  Meslek kazandırmaya yönelik halk eğitimi

á  Kültür ve turizm

á  Gençlik ve spor

á  Ekonomi ve ticaret 

Ayrım II: Diğer görevler (katkı sağlayıcı görevler) 

á  Eğitim

á  Meslek kazandırmaya yönelik halk eğitimi (1. fıkra)

á  Okul binalarının yapımı bakımı, onarımı ve malzeme temini

á  Okul öncesi eğitim (yürütmesi durduruldu)

á  Sağlık

á  Sağlık ocağı, hastane vs. açmak ve işletmek

á  Spora destek

á  Koruma amaçlı hizmetler

á  Gıda bankacılığı

C) Büyükşehir belediyeleri ve ilçe/ilk kademe belediyeleri

saglik_hizmeti_mamak

2000 nüfus ile 1 milyon nüfus aynı kanun hükümlerine tabi olunca çıkan sorunları gidermek ve metropollere hizmet sunabilmek için Büyükşehir belediyeleri kurulmuştur. Büyükşehir belediyesi yapılanmasına tarihsel olarak bakarsak; 1980 öncesinde nüfusu 300.000’i aşan büyükşehirlerin çevresindeki belediyeler anakent belediyesine bağlanmıştır. 1984 yılında iki kademeli metropol belediye sistemine geçiş yapılmıştır (3030 sayılı Büyükşehir belediye kanunu). 2004 yılında 5216 sayılı “Büyükşehir belediyesi kanunu” çıkartılmıştır. 2008 yılında ise 5747 sayılı “Büyükşehir belediyesi sınırları içinde ilçe kurulması ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında kanun” çıkartılmıştır (belde belediyeleri kaldırılmış, bazı ilçeler oluşturulmuş, alt kademe belediyesi olarak sadece ilçe belediyesi statüsüne yer verilmiştir).

Büyükşehir belediyelerinin yetki ve sorumlulukları 

Tekel niteliğindeki görevleri

á  İmar plânını yapmak

á  Ulaşım ana plânını, toplu taşıma ve trafiğe ilişkin düzenlemeleri yapmak

á  Toplu taşıma hizmetlerini yürütmek

á  Su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek

á  İtfaiye ve acil yardım hizmetlerini yürütmek

á  Otopark alanlarını belirlemek, yapmak ve işletmek

á  Toptancı hallerini ve mezbahaları yapmak ve işletmek

á  Mezarlık ve defin hizmetlerini yapmak

á  Katı atıkları depolamak, yeniden değerlendirmek ve bertaraf etmek

á  Tehlike oluşturan binaları insandan tahliye etmek ve yıkmak

 

Diğer görevler

á  Yetkili olduğu alandaki diğer görevleri (ana arterlerde) yapmak

á  Kent bütününe yönelik diğer görevleri yapmak

İlçe/ilk kademe belediyelerinin yetki ve sorumlulukları 

Tekel niteliğindeki görevleri

á  Uygulama imar planlarını yapmak (1/1000)

á  Katı atıkları toplamak ve aktarma istasyonuna taşımak

á  Sıhhî işyerlerini, 2. ve 3. sınıf gayrisıhhî müesseseleri, umuma açık istirahat ve eğlence yerlerini ruhsatlandırmak ve denetlemek

Ortak görevleri

á  Gecekondu Kanunundaki yetkileri kullanmak

á  Otopark, spor, dinlenme ve eğlence yerleri ile parklar yapmak

á  Yaşlılar, özürlüler, kadınlar, gençler ve çocuklara yönelik sosyal ve kültürel hizmetler sunmak

á  Mesleki eğitim ve beceri kursları açmak

á  Sağlık, eğitim, kültür tesis ve binalarının yapım, bakım ve onarımı ile kültür ve tabiat varlıkları ve tarihî dokuyu korumak

á  Kent tarihi bakımından önem taşıyan mekânların ve işlevlerinin geliştirilmesine ilişkin hizmetler yapmak

D) Köy ve mahalleler

Yerel yönetimlerin önemli parçalarıdır.

¡  Köy derneği: genel karar organıdır, 18 yaşını aşmış tüm köylüler bu derneğin üyesidir.

¡  İhtiyar Meclisi: 5 yıl için seçilen üyelerden oluşur

¡  Yürütme organı: Muhtardır

¡  Gelirler: köylerde salma ve imecedir.

Türkiye’deki yerel yönetimlere ilişkin örgütlenmede meydana gelen değişimleri açıklamadan önce kamu yönetiminde yaşanan küresel değişim sürecinden bahsetmek yararlı olacaktır.

 Kamu yönetiminde yaşanan değişim süreci

Ekonomik, teknolojik, siyasal, toplumsal, kültürel ve ideolojik alanlarda yaşanan değişim ve dönüşüm özellikle son 30 yıldır hızlanmış ve daha hissedilir hale gelmiştir. Küreselleşme sürecinin hızlanması ve buna paralel olarak ulus devlet anlayışının değişmesi ve güç kaybetmesi, piyasacı anlayışın güçlenmesi, modernizmden postmodernizme doğru yaşanan geçiş, halkın artan talepleri ve beklentileri ve AB ile uyumlaşma gibi nedenler kamu yönetimini küresel düzeyde önemli ölçüde etkilemiş ve dönüşüme zorlamıştır. Bu değişim ortamına paralel olarak, bilgi teknolojilerindeki ilerlemenin üretim ilişkilerinde, çalışma yöntemlerinde ve organizasyon yapılarında köklü değişimler ortaya çıkarması, geleneksel yönetim anlayışının yetersiz kalması, ulus devletin karar alma mekanizmalarına başka birimlerin katılması, devletin ve kamu yönetiminin yeni şartlara uyum sağlayacak şekilde yeniden yapılandırılması gereğini doğurmuştur. Piyasacı yöntemleri ve yerelleşmeyi ön plana çıkaran, vatandaşı müşteri olarak gören siyasal, yönetsel ve kültürel yaklaşımlar ve devletin küçültülmesi anlayışı kamu yönetiminin işlevlerinin sorgulanmasına yol açmıştır. Bu çerçevede devletin faaliyet anlarının daraldığı, kamu yönetiminden kamu işletmeciliğine geçiş yaşandığı gözlenmektedir [8].

“GELENEKSEL” KAMU YÖNETİMİ ANLAYIŞI [1, 9]

  • Merkezi planlama
  • Merkezi yönetim ve kontrol
  • Mevzuat odaklı-kurallara dayalı
  • Girdi odaklı
  • Tek taraflı ve kapalı
  • Hata aramaya odaklı, usulsüzlük ve yolsuzluğu araştıran denetimi savunur.

“YENİ/ÇAĞDAŞ” KAMU YÖNETİMİ ANLAYIŞI [1, 9]

  • Katılımcı ve paylaşımcı
  • Yerel ve yerinden yönetim ağırlıklı
  • Şeffaf ve hesap verebilir
  • Stratejik planlama ve performans yönetimine dayalı
  • Gelecek yönelimli
  • Sonuç ve hedef odaklı
  • Yatay organizasyon yapısı ve yetki devri
  • Yönetime değer katan sistem odaklı denetimi savunur.

Yeni kamu yönetimi yaklaşımının yerel yönetimlere etkisi

(Kaynak [9], [10])

1) Yerinden yönetim kavramına etkisi

Yerinden yönetim kavramının kapsamını genişletmiştir. Eskiden Coğrafi yerinden yönetim kuruluşları (yerel yönetimler), hizmet kuruluşları (KİT, üniversite), meslek örgütleri iken, şimdi sivil toplum örgütleri, gönüllü girişimler, yurttaş hareketleri, platformlar, topluluk benzeri yapılanmalar

2) Yerel hizmet kavramına etkisi

Yerel hizmet kavramının kapsamını genişletmiştir. Eskiden hizmet arzının düzenlenmesi bir çok hizmetin doğrudan yürütülmesi (hizmet üretici) esasına dayanırken şimdi yalnızca düzenleyici rol üstlenmektedir. Özel sektör ve sivil toplum kuruluşları esas hizmet yürütücülerdir.

3) Yerelleşmeye etkisi

Yerelleşme, küreselleşmenin neden olduğu olumsuzlukları gidermek, sosyoekonomik tekdüzeliğe ve merkezi yapılanmaya karşı esneklik ve çeşitlilik sağlamaya yönelik bir gelişme olarak nitelenebilir. Eskiden Evrensel değerlerin korunup geliştirilmesi iken şimdi Yerel değerlerin de korunup geliştirilmesi ön plandadır. Böylece yerel halkın, yerel yönetimlerin ve kentlerin önemi artmıştır

4) Genel yönetim uygulamalarına etkisi=4Y formülü

YERİNDEN YÖNETİM YAPABİLİR KILMA
YETKİ DEVRİ

(kendi iç bünyesinde yetki aktarımı)YETKİ GENİŞLİĞİ

(merkezden taşraya yetki aktarımı)

Yönetişim (temsil, katılım, denetim, sivil toplum, hukukun üstünlüğü, yerel yönetim, yönetimde açıklık ve hesap verme sorumluluğu, kalite ve ahlak), Çok ortaklı yönetim ve Yerindenlik (subsidiarite-hizmette ikincillik-hizmette yerellik önceliği) kavramları oluşmuştur [1, 2, 9, 10].

5) Yerel yönetim sistemlerine etkisi

Ülkelerde farklı sistemler oluşmuştur ve bazılarında yerellik bazılarında merkezilik ön plandadır. Örneğin İsveç Almanya Fransa’da yerel yönetimler güçlenmiştir; İngiltere Avusturya ve İspanya’da yerel yönetimler sayıca azaltılmıştır; İspanya Fransa Belçika ve Portekizde bölge yönetimleri, Türkiye’de ise büyükşehir belediyeleri kurulmuştur.

6) Kentlere etkisi

Bir yandan gelişmekte olan ülkelerdeki yüksek kentleşme hızı bir yandan da gelişmiş ülkelerin kentlerinde sunduğu hizmet çeşitliliği ve imkanlar nedeniyle kentlere sosyal, siyasi ve ekonomik açıdan daha çok değer verilmiştir. Kentlerin ülkelerden daha etkili bir imajı olmuştur. Kent yönetiminin önemi artmıştır. Metropoliten (büyüksehir) yönetim yapıları yaygınlaşmıştır.

7) Kamu kurumlarının varlığına ilişkin etkisi

Kamu kurumlarının yapı ve işlevlerinin sorgulanmaya başlanmış, bu kurumlar kendini gözden geçirme fırsatı bulmuş, bazıları ise varlığını zorunlu gösterme arayışı içine girmiştir.

8) Kurumsal yönetim uygulamalarına etkisi

Yönetim bilimi ve işletme yönetimindeki yeni teknik ve yöntemlerin yerel yönetimlerde de uygulanması sonucunda Toplam kalite yönetimi, Mükemmellik modeli gibi yeni yaklaşımlar kamu alanında da uygulanmaya başlanmış ve Belediyeler ISO belgesi almaya başlamıştır. Yönetimin demokratikleştirilmesi sonucunda yerel yönetim ve halk arasındaki ilişkileri geliştirecek yaklaşımlar geliştirilmiş ve kurum-içi demokrasi kavramı doğmuştur. Sosyal belediye yerine girişimci belediye sloganı ön plana çıkmıştır.

9) Mali yönetim düşüncesine etkisi

Merkezi idareden yapılan destek ve transferlerin azaltılması veya tamamen ortadan kalkması gündeme gelmiştir. Önceleri kaynakların iyi kullanılması fikri hakim iken, sonraları yeni kaynak yaratma fikri ortaya çıkmıştır. Özel kesimin toplumun ve diğer kamu kurumlarının bilgi ve birikimlerinden azami ölçüde yararlanma düşüncesi ön plana çıkmıştır. Ayrıca yerel yönetimlerde yardımcı ve destek niteliği taşıyan hizmetlerin önemli kısmının özel kesime ihale edilmesi fikri gündeme gelmiştir. Buradaki amacın beşeri/teknik tasarruf olduğu belirtilmektedir. Ayrıca, bütçe harcamaları konusunda yetki devri yapılmıştır. Bütçe ile ilgili yetki ve sorumluluklar önceleri tepe yöneticide (belediye başkanında) toplanmışken, sonraları bu görevleri bütçede ödenek tahsis edilen birimlerin yöneticileri (büyükşehir belediyesinde daire başkanı, diğer belediyelerde müdürler) üstlenmiştir.

10) Yönetime katılım sürecine etkisi

Geleneksel yönetim anlayışında resmi nitelikteki uygulamalar kapsamında sınırlı katılım (referandumlar, seçimler, toplantılar) varken, YENİ yaklaşımda alternatif katılım mekanizmaları (Kent konseylerinin oluşturulması, Yurttaş girişimleri, sivil insiyatifler, Platformlar) oluşturulmuştur. Teknolojik imkanlar da yönetime katılımı kolaylaştırmıştır ve yönetim uygulamaları daha saydam olma eğilimindedir.

Yerel yönetimler, gerek demokratik hayatta oynadıkları roller, gerekse kamu hizmetlerinin halka götürülmesinde yüklendikleri fonksiyonlar sebebiyle yönetilenlerin yönetime katılmasının ilk aşaması kabul edilir. [2]

11) Hizmet sunum biçimlerine etkisi

Geleneksel anlayışta yerel hizmetler bizzat yerel yönetimler veya merkezi yönetim kuruluşları tarafından yürütülür. Yeni anlayışta bu hizmetler bizzat yürütülebileceği gibi özel sektör kuruluşları veya sivil toplum örgütleri eliyle de yürütülebilir. Buradaki temel düşünce,“Yerel ortak ihtiyaçların belirli bir standart ve fiyat düzeyine uygun olarak etkin, verimli ve zamanında karşılanması”dır. Hizmeti kimin verdiği daha az önemlidir. Gerekli denetim ve gözetim usulüne uygun olarak yapılırsa kamu yararı açısından sorun olmaz, gerekirse hizmete müdahale edilir.

Geleneksel yaklaşımda kullanılan yöntemler Doğrudan hizmet arzı, Emanet, İmtiyaz iken; Yeni yaklaşımda kullanılan yöntemler İhale, İmtiyaz Yap-işlet, Yap-işlet-devret, Hizmet sözleşmesi, Yönetim sözleşmesi, Kiralama, Kiraya verme, Kat karşılığı inşaat, Gönüllü katılım ve kendi kendine yardım, Kupon, Ortak girişim, Fiyatlandırma, Yasal-kurumsal serbestleşme, Gayrimenkul yatırım ortaklığı, Sınırlı ayni hak tesisi, Şirketleşme, Birlik kurmak/birliklere katılmak, Ruhsat ve Tahvil ihracıdır.

12) Yönetim-birey ilişkilerine etkisi

“Oturup hizmet bekleyen” veya “kullanıcı” yerine “yönetim mekanizması ile bütünleşmiş önemli bir unsur” Halk/müşteri yerine Paydaş (yönetim ortağı) “Siyasi lider”  ise tek tek bireylere karşı sorumlu demokratik katılım, hesap verme mekanizmalarının güçlendirilmesi, saydamlık, doğru politikaların geliştirilmesi, hizmet kalitesinin iyileştirilmesi, yönetime olan güvenin güçlendirilmesi

Geleneksel ve yeni kamu yönetimi anlayışının özellikleri aşağıdaki Tabloda özetlenmiştir. Sonuç olarak yeni kamu yönetimi yaklaşımının bir “zihniyet dönüşümü” olduğu söylenebilir.

Türkiye’de Yerel Yönetimler Alanındaki Değişimler

(Kaynak [7], [9])

Yirminci yüzyılın son çeyreğinde kamu yönetimi düşüncesinde yaşanan dönüşümün etkisiyle birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de merkezi ve yerel yönetimlerin yeniden yapılandırılmasına yönelik çalışmalar başlatılmıştır. Bu çalışmalarda yerel yönetimlerin daha sorumlu ve etkin kılınmasının hedeflendiği dikkat çekmektedir. Türkiye’de yerel yönetimlerin yeniden düzenlenmesine yönelik girişimlerin tarihi geçmişi yaklaşık 40 yılı bulmasına karşın, yasal düzenlemelerin ikinci dalgası ancak ikibinli yıllarda mümkün olabilmiştir.

Bu seminerde, öncelikle Türkiye’deki yerel yönetimlerin temel yapısına değinilmiş, ardından bu yapılarda meydana gelen değişiklikler özetlenmeye çalışılmıştır.

 Türkiye’de Yerel Yönetimlere İlişkin Kanuni Düzenlemeler

Yerel yönetimler, bir anayasal kavramdır. Bütün anayasalar yerel yönetimlerle ilgili hükümlere ve ilkelere yer vermiştir. Türkiye’de yerel yönetimlere ilişkin yetki ve sorumlulukları belirleyen iki temel yasal çerçeve bulunur: Anayasanın 127. maddesi ve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı (madde 3).

Anayasa (madde 127)

“Mahallî idareler; il, belediye veya köy halkının mahallî müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileridir.”

Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı (madde 3)

“Özerk yerel yönetim kavramı, yerel makamların [yönetimlerin], kanunlarla belirlenen sınırlar çerçevesinde, kamu işlerinin önemli bir bölümünü kendi sorumlulukları altında ve yerel nüfusun çıkarları doğrultusunda düzenleme ve yönetme hakkı ve imkanı anlamını taşır. Bu hak, doğrudan, eşit ve genel oya dayanan gizli seçim sistemine göre serbestçe seçilmiş üyelerden oluşan ve kendilerine karşı sorumlu yürütme organlarına sahip olabilen meclisler veya kurul [komisyon vb.] toplantıları tarafından kullanılacaktır.”

Kısacası, ülkemizde mahalli idare sistemi içerisinde üç tür yerel yönetim kuruluşu vardır. Bunlar “İl Özel İdaresi”, “Belediyeler” ve “Köy”lerdir ve yerel yönetimlerin ana özellikleri şöyle sıralanabilir:

  • Tüzel kişilikleri olan özerk kuruluşlardır.
  • Karar organları seçimle işbaşına gelir.
  • Yerel yönetim organlarının seçimle gelen temsilcilerinin bu sıfatlarını kaybetmeleri ancak yargı kararı ile olur. Merkezi idare sadece geçici bir süre görevden uzaklaştırabilir.
  • Görevler yasa ile belirlenir.
  • Yerel yönetim kuruluşlarına görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanır.
  • Yerel yönetimler Bakanlar Kurulu kararı ile aralarında birlik kurabilirler.
  • Büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimleri getirilebilir.

Cumhuriyet’in kuruluş  yılları

Ülkemizde, çağdaş anlamdaki yerel yönetimler Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurulmaya başlamıştır. Mahalli idarelere ilişkin temel yasalar da bu yıllarda yürürlüğe konulmuştur. O dönemde merkezi örgütlenme ön plandadır.

1924 yılında 442 sayılı Köy Kanunu çıkartılmıştır.

24.05.1930 yılında 1624 sayılı Dahiliye Vekaleti Merkez Teşkilat ve Vazifeleri Hakkında Kanun ile Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü kurulmuş ve görevleri düzenlenmiştir.

1980’li yıllar

1980’lerin ilk yarısından itibaren yerel yönetimleri yeniden yapılandırmaya yönelik girişimler başlamıştır [9].1982 anayasasının yerel yönetimlerle ilgili düzenlemesi diğer anayasalara göre daha geniş kapsamlıdır [3].

13.12.1983 tarihinde 176 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile, Mahalli İdareler Genel Müdürlüğünün görevlerini tanımlayan 1624 sayılı kanun yürürlükten kaldırılmıştır. 23.02.1985 tarihinde 3152 sayılı İçişleri Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile günümüz şartlarına göre yeni bir düzenleme yapılmıştır.

3152 sayılı Kanunun 11.nci maddesine göre Mahalli İdareler Genel Müdürlüğünün görevleri şunlardır:

¡  Mahalli idarelerin iş ve işlemlerine dair çeşitli kanun, tüzük ve yönetmeliklerle Bakanlığa verilmiş olan görev ve hizmetleri yapmak, takip etmek, sonuçlandırmak ve geliştirmek,

¡  Bakanlığın mahalli idareler üzerinde sahip olduğu vesayet yetkisinin mevzuat hükümleri gereğince uygulanmasını sağlamak,

¡  Mahalli idare yatırım ve hizmetlerinin kalkınma planları ile yıllık programlara uygun şekilde yapılmasını gözetmek,

¡  Mahalli idarelerin geliştirilmesi amacıyla araştırmalar yapmak, istatistiki bilgileri toplamak, değerlendirmek ve yayınlamak,

¡  Mahalli idareler personelinin hizmet-içi eğitimini ve uygulanmasını takip etmek, Eğitim Daire Başkanlığıyla işbirliği yaparak planlamak,

¡  Mahalli idarelerin teşkilat, araç ve kadro standartlarını tespit etmek,

¡  Mahalli idare kontrolörlerinin çalışma programlarını Bakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığının görüşünü almak suretiyle düzenlemek ve uygulanmasını sağlamak,

¡  Mahalli İdare Fonu, İl Özel İdaresi Fonu ve Muhtaç Asker Ailelerine Yardım Fonunun kanunların ve ilgili mevzuatın öngördüğü şekilde ve Bakanlığın yetki sınırları içinde dağıtılmasını ve idaresini sağlamak, takip ve kontrol etmek.

1984 yılında 3030 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile metropollerdeki sorunlar çözülmeye çalışılmıştır.

1987 yılında düzenlenmeye çalışılan İl Özel İdaresi Kanunu ise, il özel idarelerini aktifleştirmekten uzak kalmış, bu kuruluşların sembolik varlıklar haline gelmesine yol açmıştır.

1990’lı yıllar

Türkiye yerel yönetimlerinin ellerindeki bazı yetkilerin merkezi idareye geçtiği bir dönem olarak kabul edilebilir. Bu durum daha çok ülkenin iç siyasi çekişmelerinin bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Yerel yönetimlerin yeniden yapılandırılması için gündeme getirilen kanun taslakları bu dönemde yasalaşamamıştır.

2000’li yıllar

2004 ve 2005 yılında uygulamaya sokulan yasal düzenlemeler yerel yönetimleri göreceli olarak güçlendirmiştir. O dönemde çıkartılan kanunları şöyle sıralayabiliriz:

  • 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu (2003)
  • 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu 2004
  • 5393 sayılı Belediye Kanunu 2005,
  • 5302 sayılı Türkiye Cumhuriyeti İle Avrupa Birliği Arasındaki Malî İşbirliği Çerçevesinde Temin Edilecek Malî Yardımların Uygulanmasına İlişkin Çerçeve Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun 2005,
  • 5366 sayılı Yıpranan Tarihi Ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması Ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun 2005,
  • 5355 sayılı Mahallî İdare Birlikleri Kanunu 2005
  • 5393 sayılı Belediye Kanunu (2005)

Bütün bu Kanunlarda yerel nitelikteki kamu hizmetlerinin ağırlıklı olarak mahalli idarelerce görülmesi öngörülmüştür.

Aşağıda, İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğünün resmi web sitesinde 2007 ve 2008 yıllarına ait genelgeler sıralanmıştır. Son yıllarda yayınlanan bu genelgelerin yerel yönetimleri aktif kılmak için gösterilen çabaların yoğunlaştığının bir kanıtı olduğu söylenebilir.

İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü 2007 yılına ait genelgeler

 

İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü 2008 yılına ait genelgeler

Tüm bu kanun ve yönetmeliklerle yapılan değişiklikleri şöyle özetlemek mümkündür:

¡  Daha önce merkezi yönetimin taşra teşkilatları aracılığıyla sağlanan sağlık, eğitim, kültür, sosyal yardımlaşma, turizm, çevre, köy hizmetleri, tarım, hayvancılık alanlarındaki hizmetler bu kurumların araç gereç ve personelleri ya belediyelere ya da il özel idarelerine devredilerek yerel yönetim birimlerin söz konusu hizmetleri yerine getirmesi öngörülmektedir.

¡  Bu tür bir düzenlemeye paralel olarak mevcut yapılanmada, yerel yönetimlerin kısıtlı mali kaynaklarını desteklemek amacıyla, belediyeler ve il özel idarelerine ulusal düzeyde vergi gelirleri toplamından ayrılan %6 civarındaki pay da dikkate değer biçimde artırılarak %25 düzeyine getirilmektedir.

¡  Bu çerçeve içinde illerde merkezi yönetimin temsilcisi konumundaki valiler büyük ölçüde devreden çıkartılmıştır. Böylece yerel yönetimlerin özerk yapısının önündeki en büyük engellerden biri kabul edilen bu durum çözüme kavuşturulmuştur.

Türkiye’de Yerel Yönetimlerin Desteklenmesi Amacıyla Yürütülen Merkezi Program ve Projeler

Kaynak [11]-[14]

 

  1. Şiddete Uğramış Kadınlarla İlgili Sığınma Evleri Projesi
  2. Yerel Yönetim Reformuna Destek Projesi
  3. BEPER (Belediyelerde Performans Ölçümü Projesi)
  4. KÖYDES (Köylerin Altyapısının Desteklenmesi Projesi)
  5. BELDES (Belediyelerin Altyapısının Desteklenmesi Projesi) 
  1. YEREL GÜNDEM 21 PROGRAMI

(ve bu kapsamda yürütülen Türkiye’de Yerel Gündem 21 Yönetişim Ağı Kanalıyla Birleşmiş Milletler Binyıl Kalkınma Hedeflerinin Yerelleştirilmesi Projesi)

Kaynak B, sayfa 285-308

Gündem 21

1992 yılında 179 ülkenin kabul ettiği bir belgedir. “kalkınma ve çevre arasında denge” kurulmasını hedefleyen “sürdürülebilir gelişme” kavramının yaşama geçirilmesine yönelik küresel uzlaşmanın ve politik taahhütlerin en üst düzeydeki ifadesi olan bir eylem planıdır.

Türkiye Yerel Gündem 21 Programı UCLG-MEWA (Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler, Orta Doğu ve Batı Asya Bölge Teşkilatı) koordinatörlüğünde, UNDP’nin (Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı) desteğiyle yürütülmektedir.

1992 yılında Rio’da düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) Yeryüzü Zirvesi’nde “sürdürülebilir kalkınma“, tüm insanlığın 21. yüzyıldaki ortak hedefi olarak benimsenmiştir. Bu doğrultuda, 21. yüzyılda çevre ve kalkınma sorunlarıyla başa çıkılmasına ve sürdürülebilir kalkınma hedefine ulaşılmasına yönelik ilkeleri ve eylem alanlarını ortaya koyan “Gündem 21” başlıklı Eylem Planı, Zirve’nin temel çıktısı olarak, BM üyesi ülkelerce kabul edilmiştir. 

Yerel Gündem 21

Gündem 21’in yerel yönetimlere uyarlanmış halidir. Gündem 21’in 28. bölümünde, yerel yönetimlerin öncülüğünde, sivil toplumun ve diğer paydaşların, birlikte kendi sorunlarını ve önceliklerini saptayarak, kentleri için “21. yüzyılın yerel gündemi”ni oluşturmaları karara bağlanmıştır.

Yerel düzeyde “sürdürülebilir kalkınma”ya yönelik katılımcı eylem planlaması süreci niteliğindeki Yerel Gündem 21, dünyada ve Türkiye’de sergilediği özellikleriyle, 21. yüzyılın demokratik “yerel yönetişim” anlayışını ifade etmektedir.

BM Binyıl Kalkınma Hedefleri

Eylül 2000’de, “yeni binyılın başlangıcında”, New York’ta yapılan Binyıl Zirvesi‘nde dünya liderleri, yüksek beklentili bir gündem üzerinde uzlaşmışlardır. Zirve’de kabul edilen Binyıl Bildirgesi‘nde, 21. yüzyılın uluslararası ilişkileri açısından zorunlu görülen temel değerler, “özgürlük, eşitlik, dayanışma, hoşgörü, doğaya saygı ve ortak sorumluluk” olarak tanımlanmıştır. Liderler, “küreselleşmenin tüm insanlık için olumlu bir güce dönüştürülmesi” ve bu ortak değerlerin yaşama geçirilmesine yönelik sekiz hedef (“Binyıl Kalkınma Hedefleri“) belirlemişlerdir:

Hedef 1: Mutlak yoksulluk ve açlığı ortadan kaldırmak

Hedef 2: Herkesin temel eğitim almasını sağlamak

Hedef 3: Kadınların durumunu güçlendirmek ve toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak

Hedef 4: Çocuk ölümlerini azaltmak

Hedef 5: Anne sağlığını iyileştirmek

Hedef 6: HIV/AIDS, sıtma ve diğer salgın hastalıların yayılımını durdurmak

Hedef 7: Çevresel sürdürülebilirliği sağlamak

Hedef 8: Kalkınma için küresel ortaklıklar geliştirmek

Bildirge’de, bu hedeflere ulaşmadaki başarının, her ülkede “insanların kendi iradelerine dayalı demokratik ve katılımcı yönetişim” olarak tanımlanan “iyi yönetişim“e bağlı olduğu belirtilmekte ve Gündem 21’de belirtilen “sürdürülebilir kalkınma” ilkelerine verilen destek vurgulanmaktadır.

Türkiye Yerel Gündem 21 Programı

Türkiye’deki YG-21 uygulamaları, 1997 yılı sonunda, UNDP’nin desteğiyle, IULA-EMME’nin koordinatörlüğünde yürütülen “Türkiye’de Yerel Gündem 21’lerin Teşviki ve Geliştirilmesi” Projesi ile başlamıştır. Bu projenin başarısı üzerine, Ocak 2000’de “Türkiye’de Yerel Gündem 21’lerin Uygulanması” başlığını taşıyan ikinci aşama projesi başlatılmıştır. Bu dönemde çeşitli alt-projelerin başlatılması ve yeni katılımlarla proje ortağı yerel yönetimlerin sayısının 50’yi aşması sonrasında, YG-21 uygulamaları “proje” çerçevesinden çıkarılarak, “Türkiye Yerel Gündem 21 Programı“na dönüştürülmüştür. Program’ın, “Türkiye Yerel Gündem 21 Yönetişim Ağı Yoluyla BM Binyıl Bildirgesi Hedefleri ve Johannesburg Uygulama Planı’nın Yerelleştirilmesi” başlıklı üçüncü aşama projesi, Mayıs 2004’de başlamış ve Kasım 2006’da sona ermiştir.

Türkiye YG-21 Programı’nın yeni aşama projesi

Türkiye YG-21 Programı’nın yeni (dördüncü) aşama projesi, “Türkiye’de Yerel Gündem 21 Yönetişim Ağı Kanalıyla BM Binyıl Kalkınma Hedefleri’nin Yerelleştirilmesi” başlığını taşımaktadır. Önceki aşamaların birikimi üzerine temellenen bu Proje, yerel düzeyde BM Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne (BKH) en yüksek önceliğin verilmesinin teşviki yoluyla merkezi yönetimin BKH konusundaki taahhütlerinin yerelleştirilmesini amaçlamaktadır. Proje Dokümanı, T.C. Bakanlar Kurulu tarafından onaylandıktan sonra, “Milletlerarası Andlaşma” olarak, 24 Nisan 2007 tarih ve 26502 sayılı T.C. Resmi Gazete‘de yayımlanmıştır. Böylelikle, ulusal ve yerel düzeylerdeki uygulamalar açısından güçlü bir yasal dayanak sağlanmıştır. Yerel yönetimlerin listesi ve yürüttükleri çalışmalar ile ilgili ayrıntılı bilgiler, YG-21 Programı’nın web sitesinde (http://www.la21turkey.net) yer almaktadır.

Yerel Gündem 21 sürecinde gerçekleştirilen çalışmalar

uskudar-belediyesi-saglik-seminerleriKatılımcı süreçler her kentin kendine özgü koşulları, değerleri ve önceliklerinin sergilendiği yapı ve yöntemlerle yürütülmekle birlikte, farklı kentlerdeki uygulamalarda birçok ortak yön olduğu görülmektedir. Genelde, Yerel Gündem 21 Programı kapsamında oluşturulan başlıca yerel yönetişim mekanizmaları, Kent Konseyleri, çalışma grupları, kadın ve gençlik meclisleri, mahalle ölçekli katılımcı yapılar ve özel ilgi grupları kapsamındaki çocuklar, yaşlılar ve engelliler platformlarından oluşmaktadır. YG-21 süreçlerinin kent ölçeğindeki başlıca katılımcı platformları olan “Kent Konseyleri”, 2005’te kabul edilen 5393 sayılı Belediye Kanunu (Madde 76) ile güçlü bir yasal dayanağa kavuşmuş ve Kent Konseyi Yönetmeliği 2006 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Türkiye’de Yerel Yönetim Reformlarına İlişkin Genel Tartışma ve Eleştiriler

Tüm dünyada ve Türkiye’de yerel yönetimlerde vesayetin kaldırılıp özerkliğin artırılmasına ilişkin olarak kamu yönetimi alanında temel olarak iki önemli tartışma yaşanmaktadır. İlk görüş, merkezi yönetimin ağırlıkta olması gerektiğini fikrinden hareketle “İdari vesayet merkeziyetçiliği dayatır, yerel insiyatifleri zayıflatır, yerel ihtiyaçlardan kaynaklanan kamu hizmetlerini yer yer azaltır” tezini savunmaktadır. İkincisi ise “İdari vesayetin kaldırılması idarenin bütünlüğü ilkesini uygulamayı olanaksızlaştırır, merkezi üniter devlet yapısı zarar görecektir” söylemiyle yerel yönetimlerin ağırlıkta olmasını savunan görüştür [7].

Aynı görüşler doğrultusunda ülkemizde de çeşitli tartışmalar yapılmaktadır. Ancak Türkiye’de bazı farklılıklar bulunduğunu anlamak gerekir.

Türkiye’de “merkezi ve yerel yönetimler arasındaki bağlar güçlüdür”. Ancak bu ilişkiler yasal özerkliği geliştirmekten çok, kaynak dağıtımı sırasında özellikle de finansal yardımların alınması sırasında kullanılır. Üstelik Avrupa Birliği ülkelerinde yerel yönetimler açısından önem taşıdığı savunulan müştericilik ve hemşehrilik ilişkileri ülkemizde eşitsizliği getiren partizan ilişkilere ve yolsuzluğun artmasına imkan veren kurumlaşmamış ilişkilerin güçlenmesine neden olmaktadır.

Ülkemizdeki yerel yönetim reform girişimleri kentsel alanlarla sınırlandırılmış, kırsal alan ihmal edilmiştir. Adeta “büyük yerleşim yerini ödüllendir, küçük olanı erit” politikası uygulanmaktadır. Kentlerin yönetimine odaklı bir yaklaşımla özellikle köyler ihmal edilmektedir. Köyler için sadece KÖYDES projesiyle yetinilmiştir, diğer alanlarda yasal düzenlemelerde çok sayıda gelişme olmasına rağmen 1924 tarihli köy kanunu halen yürürlükte olmayı sürdürmektedir [15].

Ülkemizde 1980’li yıllar belediyelerin özellikle de metropoliten belediyelerin güçlendirildiği bir dönem olmuştur. Söz konusu düzenlemeler birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de belediyeler etrafında çoğu durumda patronaj ilişkilerine dayanan bir iktidar ağının güçlenmesine yol açmıştır. Bu tür güç aktarımları, yerel iktidar yapısında temsil edilemeyen kesimlere yönelik düzenlemeler yapmadığından hali hazırda güçlü kesimler, iktidara gelen partilerle girdikleri sıkı ilişkiler sonucunda belediyelerde rant paylaşımının ana aktörleri haline gelmiştir. Bugün var olan tasarı da aynı mantığı toplumsal tabana yönelik olarak genişletme girişimi olabilir. Belediyelerin güçlendirilmesi hali hazırda bu kurumlar etrafında örgütlenen kesimlere kaynak aktarma sürecini hızlandırmayı öngörürken, bu tür bir ilişki biçimini, il özel idarelerini aktif ve güçlü hale getirip, kırsal kesimi de katarak genişletmektedir. Yani, yerelleşmenin ülkemizde salt demokratikleşme amacıyla yapılmadığı söylenebilir. [16]

Yönetimlerin yapısı kuşkusuz ülkelerin tarihi geçmişlerinin yanı sıra politik ve ekonomik durumları ile yakından ilişkilidir. Ülkelerin yönetim tercihlerinde demokratik yaşantının neresinde bulundukları da önem taşımaktadır. Yeniden yapılanma sürecinde Türkiye’deki çözüm bekleyen en önemli sorun temsil sorunu olabilir [2]. Çünkü gelişmekte olan ülkelerin çoğu gibi Türkiye’de de yerelleşme ve yerel yönetimlere ağırlık verme gayretleri, toplum tabanından gelen istek nedeniyle değil, merkezi yönetimin bu konudaki zorlayıcı tutumuyla gerçekleşmektedir.

SAĞLIK VE YEREL YÖNETİMLER (KENTLER/BELEDİYELER/SAĞLIK)

Yerel yönetim-sağlık ilişkisi aslında bir yönü ile teknik, politik-toplumsal bir ilişkidir. Salt idari düzenlemelerle ya da salt sağlığa ilişkin değişikliklerle açıklanamayacak bir ilişkidir. Yerel yönetim-sağlık ilişkisi, insanların kendi yaşadığı dünyaya, bizzat kendilerinin, müdahale edebilmesinin bir kanalıdır. [17]

Dünyada yaşanan sosyal siyasal ve ekonomik gelişmeler ışığında, sağlık hizmetleri alanında yerinden yönetim anlayışının ön plana çıkmasının nedenleri, ulusal ve uluslar arası deneyimler göz önünde bulundurularak analiz edilmelidir. [17]

Dünya Sağlık Örgütü “Dünyadaki tüm insanlar sosyal ve ekonomik yönden verimli bir hayat sürdürebilmelidir” yaklaşımını benimsemiştir. Sağlığı tanımlarken “Sağlık sadece hastalığın olmaması durumu değildir, sağlık fiziksel, zihinsel ve sosyal esenlik halidir. Ulaşılabilecek en yüksek sağlık standardı ırk, din, politik inanç veya sosyal ve ekonomik koşullar arasında bir ayrım yapmaksızın her insanın temel haklarından biridir.” ifadesini kullanan DSÖ, genel inanışın tam tersine sağlığın birçok mesleğin ve temsilciliğin temel amaçlarından biri olması gerektiğini belirtir [18]. DSÖ 1984 yılında bu tanımı biraz daha genişletmiştir: “Sağlık, bireyin veya grubun, bir yandan beklentileri ve güvenlik ihtiyaçlarını gerçekleştirme; diğer yandan ise çevreyi değiştirme ve onun üstesinden gelme kabiliyetinin derecesidir. Sağlık, bununla birlikte, yaşamak için bir araç değil günlük yaşamın kaynağı olarak görülür; bu fiziksel kapasitelerin yanı sıra sosyal ve kişisel kaynakların vurgulandığı pozitif bir kavramdır.” [19]. Bu açıdan bakıldığında yerel yönetimlerin sağlığın geliştirilmesinde ve sürdürülebilir kalkınmada önemli olduğu söylenebilir. Çünkü yerel yönetimler sağlığı etkileyen temel faktörlerden (çevre, konut, sosyal hizmetler vb.) sorumludurlar.

DSÖ’nün çabaları başından itibaren yerel ihtiyaçlara cevap verme kaygısını taşır. Nitekim, 1977 yılındaki Dünya Sağlık Asamble’sinde tüm dünyadaki insanların sosyal ve ekonomik yönden verimli bir hayat sürdürebilmesi için hükümetlerin üstlenebilecekleri rollere dikkat çekilmiş ve 1978 Alma-Ata Temel Sağlık Hizmetleri Konferansı sonucu Alma-Ata Bildirgesi yayınlanmıştır. Bu bildirge “herkes için sağlık” stratejilerinin temeli kabul edilir. Bildirgede, sağlığın temel insan haklarından biri olduğu ve dünyadaki tüm insanların sağlıklarını korumak ve geliştirmek için tüm hükümetlerin, tüm sağlık ve kalkınmada görevli olanların ve dünya toplumlarının en kısa sürede gerekli çalışmaları yapmalarının gerekliliği vurgulanmıştır. 1995 yılında “Herkes İçin Sağlık Stratejileri”nin yenilenmesini sağlamak amacıyla girişimler başlatılmış, 1997’de İstanbul’da düzenlenen DSÖ 47. Avrupa Bölge Komitesi toplantısının başlıca gündemi “herkese sağlık stratejilerinin” yenilenmesi olmuştur.

1998’de Kopenhag’da düzenlenen DSÖ 48. Avrupa Bölge Komitesi Toplantısı’nda Herkes İçin Sağlık stratejileri, “Sağlık 21” başlığı altında ve “21. Yüzyılda 21 Hedefsloganıyla resmen kabul edilmiştir [18-20].

21 Kasım 1986’da Ottowa’da toplanan sağlığı geliştirme konulu ilk konferansta DSÖ, 2000 yılı ve sonrasında herkes için sağlığa ulaşma eyleminin şartını (Sağlığı Geliştirme Ottowa Şartı) belirlemiştir. Sağlığı Geliştirme Ottowa şartında sağlık için sıralanan temel koşullar ve kaynaklar barış, barınma, eğitim, gıda, gelir, tutarlı bir ekosistem, sürdürülebilir kaynaklar, sosyal adalet ve eşitliktir [18-20].

İnsanların kendi yaşamları üzerindeki kontrol gücünü artırma ve bu şekilde sağlıklarının iyileştirilmesi olarak tanımlanan “sağlığı geliştirme” varolan sağlık koşullarındaki farklılıkları gidermeyi ve tüm insanların, sağlık potansiyellerine tam olarak ulaşabilmesi için eşit olanaklar ve kaynaklar sağlamayı amaçlamaktadır. Bu amaçların gerçekleştirilmesinde sorumluk sadece sağlık sektörüne ait olmayıp, hükümetler, hükümet dışı organizasyonlar, gönüllü kuruluşlar, yerel yönetimler, endüstri kuruluşları ve medyanın ortak sorumluluğu ve işbirliğini gerektirir. Ottowa Bildirgesinin katkısı, sağlıklı halk politikalarının oluşturulması, destekleyici çevrelerin yaratılması, toplum katılımının artırılması, kişisel yeteneklerin geliştirilmesi ve sağlık hizmetlerinin yeniden uyumunun sağlanması şeklinde stratejik bir çerçeve sağlamak olmuştur [20-22].

Bunun devamında, yerelleşme çabalarının içinde iki önemli proje oluşmuştur. Bunlardan ilki daha önce açıklanan Gündem 21 ve Yerel Gündem 21’dir. İkincisi ise Dünya Sağlık Örgütü Sağlıklı Şehirler Projesi’dir. Bu proje “Avrupa ölçeğinde sağlığı karar vericilerin gündeminde ön sıralara yerleştirmeyi ve 21.yy’ da ve Yerel Gündem 21’de Herkes İçin Sağlık stratejisinin prensipleri ve hedefleri doğrultusunda sağlık ve sürdürülebilir kalkınma için kapsamlı yerel stratejiler geliştirmeyi amaçlayan uzun dönemli bir uluslararası gelişim inisiyatifi” olarak tanımlanmaktadır. [18-23]

Sağlıklı şehirlerde olması gereken nitelikler şöyle sıralanmaktadır:

1. Nitelikli konut da dâhil olmak üzere temiz, güvenilir bir fiziksel çevre,

2. Dengeli ve sürdürülebilir bir ekolojik sistem

3. Güçlü ve dayanışmacı bir toplum yapısı

4. Toplumdaki bireylerin kendi yaşamlarını, sağlık ve refah düzeylerini etkileyen kararlara katılımı ve kontrolü

5. şehirde yaşayan tüm bireylerin temel ihtiyaçlarının (yemek, su, barınak, gelir, güvenlik…) karşılanması

6. Herkese açık iletişim olanakları, kaynak ve tecrübeye ulaşılabilirlik

7. Geniş kapsamlı, canlı ve yenilikçi bir şehir ekonomisi

8. Geçmişe, şehir sakinlerinin kültürel ve biyolojik mirasına ve diğer grup ve şahıslara bağlılığı destekleyen bir yapı

9. Tarihsel özelliklere uyumlu ve onları geliştirebilen bir yapı

10. Optimum seviyede herkese ulaşabilen uygun halk sağlığı ve sağlık bakım hizmeti

11. Yüksek sağlık seviyesine sahip olma

Ülkemizde sağlıklı şehirler ağı kurulması çalışmaları 1993 yılında başlamıştır. Sağlıklı şehirler projesinin yurt içi koordinasyon görevi Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’ne verilmiştir. Bursa Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde bir araya gelerek 2003 yılında “Sağlıklı Kentler Birliği” kurulmuştur [20-23].

Ancak bazı sorunlar yaşandığı gerçektir. Vatandaşların projeye yeterli katılım ve desteğinin olmaması, bilgili personel yetersizliği, kurumlar arası koordinasyon eksikliği, bütün kurumların aynı ölçüde duyarlılık göstermemesi gibi…

Türkiye’deki çalışmaların DSÖ’ye gönderilen haliyle bu projeye ait genel eleştiriler şöyle olmuştur:

“Projelerin sürdürülmesi ve başarısında yerel politikacılar ve karar vericilerin desteği önemli olmasına karşın, bu desteğin toplumdaki tüm kesimlerinin düşüncelerini yansıtmaması sık karşılaşılan sorunlardan biridir.”

“Farklı düşünceleri yansıtan fikir ve öneriler gelse bile bunların uygulamaya geçirilmesi büyük ölçüde belediye başkanının kişisel gündeminde yer almasıyla mümkündür. DSÖ ve birçok belediye başkanı halkın katılımını sağlıklı şehirlerin temel unsurlarından biri olarak görmesine rağmen uygulamalara bakıldığında katılımın çok açık ve anlaşılır bir süreç olmadığı ortadadır. Bu durum özellikle halk katılımı deneyimlerinin sınırlı olduğu ülkelerde daha sık yaşanmaktadır.”

“Kentsel sorunların azaltılmasında, halkın, sivil toplum örgütlerinin, yerel karar alma süreçlerinde etkili olması istenmekle birlikte, sürecin varlıklı sınıflar lehine kullanılma olasılığı, katılım konusunda önemli çekinceler yaratmaktadır.”

Aslında ülkemizde yerel yönetimlerin sağlıkla ilgili görevleri oldukça iyi tanımlanmıştır. Yerel yönetimler sağlıkla ilgili işlerin görülmesinde (aşağıda sıralandığı gibi) çok farklı kanun, tüzük ve yönetmeliği uygulamakla yükümlüdürler.

Ülkemizde yerel yönetimleri sağlık açısından bağlayıcı kanunlar

¡  Umumi Hıfzısıhha kanunu (no:1593)

¡  Köy kanunu (no:442)

¡  Belediye kanunu (no:5272/5393)

¡  Büyükşehir belediyesi kanunu (no:5216)

¡  İl Özel İdaresi Kanunu (no: 5302)

¡  Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu (no:3285)

¡  Çevre kanunu

¡  İmar kanunu

¡  Umumi belediyeye müteallik ahkamı cezaiye hakkında kanun

¡  Sular hakkında kanun

¡  İşyeri açma ve kapatma ve çalışma ruhsatlarına dair kanun

¡  Gıda kanunu (no:5179)

Ülkemizde yerel yönetimleri sağlık açısından bağlayıcı tüzük ve yönetmelikler

¡  Gıda maddeleri ve umumi sağlığı ilgilendiren eşya ve levazımatı hususi vasıflarını gösteren tüzük

¡  Mezarlıklar hakkında tüzük

¡  Gayrı sıhhi müesseseler yönetmeliği

¡  İşyeri açma ve çalışma ruhsatlarına ilişkin yönetmelik

¡  Kaynak suları yönetmeliği

¡  Tıbbi atıkların kontrolü yönetmeliği

¡  Katı atıkların kontrolü yönetmeliği

¡  Gürültü kontrolü yönetmeliği

¡  Hayvan sağlığı ve zabıtası yönetmeliği

Fakat aşağıdaki tabloda özetlendiği gibi, yerel yönetimlerin yürüttüğü tüm görevlerinde Sağlık Bakanlığı ile koordinasyon içinde olması gerektiği görülmektedir.

Tablo. Yerel Yönetimlerin Görevleri ve İşbirliği Sağlanacak Kurumlar [24]

Tablo. Yerel Yönetimlerin Görevleri ve İşbirliği Sağlanacak Kurumlar (Devamı) [24]

Türkiye’de Sağlık Hizmetlerinin Yerel Yönetimlere Devredilmesine İlişkin Genel Tartışma ve Eleştiriler

Yerelleşme ve sağlık hizmetlerinin yerel yönetimlere devredilmesine yönelik çabalar Türkiye’de çok tartışılmaktadır. Konu hakkındaki ilk gerçek, “Desantralizasyonun, gelişmiş ülkelerde uç noktaların ve alt kademenin yoğun talebi ile gerçekleştiği; gelişmekte olan ülkelerde ve Türkiye’de ise bu çalışmaların merkezin bu yöndeki gayretleri ve sevki ile yürütüldüğü”dür [17].

Yerelleşme kavramının kamu yönetiminin genel ilkelerini olumlu yönde etkileyerek demokratikleşme sürecine katkıda bulunduğunu savunan görüşe benzer görüşleri sağlık alanına uygulamanın mümkün olduğunu savunanlar vardır: “Sağlık hizmetlerinde yerinden yönetim (desantralizasyon); planlama, karar oluşturma, istihdam, kaynak yaratma ve yönetim yetkisinin merkezi hükümetin taşra birimlerine, yerel yönetimlere veya daha alt yönetim seviyelerine devredilmesidir. Yerinden yönetimin amacı, sağlık hizmetlerinin vatandaşlara daha yakın idari birimlerce vatandaş odaklı sunumu ve maliyetlerin düşürülmesidir. Yerinden yönetim uygulamaları 1970’li yılların sonlarında başlamış, 1980’li yıllar boyunca devam etmiş ve günümüzde dünyanın her tarafında geniş ölçüde kullanılmaya başlanmıştır. Yerinden yönetimin hizmetlerin etkili, verimli ve en az maliyetle sunulmasını sağladığı; hesap verilebilirliği, şeffaflığı ve katılımı artırdığı savunulmaktadır…” [25].

Yine, sağlık hizmetlerinde sağlık bakanlığının sadece denetleyici rol oynaması gerektiğini savunanlar vardır: “Uluslararası deneyimler göstermektedir ki, sağlık bakanlığının ülke düzeyindeki sağlık hizmetlerinin sunum ve finansmanı ile uğraşmaktan ziyade sağlık hizmetlerini planlayıcı, denetleyici ve düzenleyici bir role sahip olması gerekmektedir. Bunun yapılabilmesinin en önemli koşulları, bakanlığın merkez ve taşra teşkilatının yapı ve fonksiyonel açılardan reorganize edilmesinde ve yerel birimlerin daha fazla yetki ve sorumluluk ile donatılmasından geçmektedir. Böylece yerel sorunlar en iyi biçimde yerel düzeyde halledilecek, ulusal düzeyde plan ve destek gereken konularda ise bakanlık merkezi inisiyatif kullanacaktır” [17].

Ancak, sağlık sektöründeki en önemli sivil toplum kuruluşlarından biri olan Türk Tabipleri Birliğinin 1999 Sağlık Hizmetleri ve Belediyeler konulu workshop çalışmasında Türkiye’de mevcut olan realite de göz önüne alınarak şu sonuçlar deklare edilmiştir [17, 26]

  1. Yürürlükteki mevzuata göre belediyeler koruyucu, tedavi ve rehabilite edici her türlü sağlık hizmetini sunabilirler. Ancak, belediyelerin asıl hizmetleri sağlıklı çevre koşullarını yaratmak ve sürdürmek olmalıdır.
  1. Her kademedeki tedavi edici sağlık hizmetini sunmak devletin temel görevlerindendir. Bu hizmet sağlık bakanlığınca verilmelidir. Bakanlık bu görevinden arındırılamaz.
  1. Sağlık bakanlığının bu görevini yeterli ve verimli olarak yapamadığı yerlerde, özellikle iç göçler sonucu hızlı kentleşme ve gecekondulaşmanın olduğu büyük kentlerde, olanakları bulunan belediyeler birinci ya da ikinci basamak tedavi hizmetlerini verebilirler. Bu konudaki girişimler ancak zorunluluk durumunda başlatılmalıdır.
  1. Temel sağlık hizmetlerini vermek zorunda kalan belediyeler, kuracakları hizmet biriminde “sağlık ocağı” modelini esas almalıdırlar. Bu birimlerin hizmetleri içinde çevreye ve işyerlerine yönelik koruyucu hizmetler ağırlıklı olmak üzere ilk basamak tedavi hizmeti de verilmelidir.
  1. Belediyelerin sağlık hizmeti sunumunda ve yapılanmasındaki esaslar ve standartlar Sağlık Bakanlığı, Türk Belediyecilik Derneği, Türk Tabipleri Birliği ve ilgili diğer kuruluşlardan oluşturulacak bir yapı tarafından belirlenmelidir.
  1. Belediyelerin sundukları sağlık hizmetlerinin, yürürlükteki mevzuat çerçevesinde, Sağlık Bakanlığının hizmetleri ile uyum içinde olabilmesini sağlayacak kanuni taban oluşturulmalıdır. Bu amaçla bir bakanlar kurulu kararnamesi ya da sağlık bakanlığı ile belediyeler arasında ikili protokoller düşünülebilir. Bu düzenlemede kurumların karşılıklı yükümlülüklerine ve özellikle sağlık bakanlığının personel ve lojistikle ilgili desteğine ve denetim yetkisine yer verilmelidir. Bu düzenleme içinde il düzeyinde il sağlık müdürü, belediye sağlık daire başkanı, tabip odası temsilcilerinden oluşan bir koordinasyon kurulu düşünülebilir.
  1. Maliyet yüksekliği ve işletme güçlükleri de dikkate alınarak belediyeler hastane açmaktan kaçınmalıdırlar. 
  1. Sağlık hizmetlerinin sunumu ve sağlık personelinin özlük haklarına ilişkin mevzuat ve uygulama çelişkileri giderilmelidir.
  1. Belediyeler bünyesinde “sağlık zabıtası” kurulması ilke olarak kabul edilmelidir. Bu örgütün biçimi ve sağlık zabıtalarının kimlerden oluşacağı gibi konularda çalışmalar geciktirilmeden başlatılmalıdır.
  1. Belediyelerin çevre sağlığı hizmetlerine yönelik sorunları çok karmaşıktır. Bu konuda da ayrı bir çalışma grubu oluşturulmalı ve çözüm yolları araştırılmalıdır.

Üstelik belediyeler, kanunlarda belirtilen hizmetlerin bir bölümünü yetersiz düzeyde yapabilmekte, büyük bölümünü gerçekleştirememektedir. Bunun üstüne sağlık hizmetlerine doğrudan katılmaları halinde, zaten sınırlı olan kaynaklarını daha da zorlayacaklardır [17].

Yanlış olarak, tedavi edici sağlık hizmetleri belediye için gelir kaynağı olarak da düşünülmektedir. Sağlık hizmetlerini bir kar kaynağı olarak düşünen ticari görüş kamu hizmeti ile birlikte yürümez [17].

Ülkemizde sağlık hizmeti bazılarınca hastalara bakma ve hastane hizmeti olarak algılanmakta ve bu hizmetlerin belediyelerce yürütülmesi gerektiği şeklinde yorumlar yapılmaktadır. Kuşkusuz, daha iyi yapmaları halinde, belediyeler de bu hizmeti yapabilir. Ancak sağlık hizmetleri çok yönlü olup (koruyucu, tedavi edici, rehabilite edici) ülke genelinde yaygın ve dengeli biçimde verilmelidir. Bu açıdan bakıldığında belediyelerin eldeki olanakları doğrultusunda ülke genelinde farklılıklar çıkacağı öngörülebilir. Ayrıca belediyelerin hizmet alanları dışında kalanlara kim hizmet verecektir? Sağlık Bakanlığı verecekse standart sağlamak ve maliyeti düşürmek daha da zorlaşacaktır. [17].

Bununla birlikte ülkemizde kentsel alanlardaki sağlık hizmetleri yetersiz olduğu da bir gerçektir. Özellikle gecekondu bölgelerinde birinci ve ikinci basamak tedavi hizmetlerinde büyük açık vardır. bu durumda bir devir yapılacaksa öncelikle çevre sağlığı başta olmak üzere topluma yönelik koruyucu sağlık hizmetlerinden başlanmalı, sonra kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri devredilmeli, çok zorunlu kalınırsa en son olarak sağlık ocağı hizmetlerinin devri gerçekleştirilmelidir [17].

Ayrıca “Belediyelerin halkın sağlığı ile ilişkili pek çok görevi ve sorumluluğu vardır. Mevcut hükümet, bu görevleri daha da artırma eğilimindedir. Ancak, mevcut sorunlar çözülmeden, altyapı eksiklikleri giderilmeden, teknik olarak ve mali yönden güçlendirilmeden, belediyelerimizin yeni görevlerini verimli biçimde yerine getirecekleri kuşkuludur. Belediyeler, yalnızca kendileri tarafından sağlıklı su sağlanması, atıkların taşınıp yok edilmesi, gıda maddesi üreten ve satan yerlerin ve kişilerin denetimi, hava kirliliğini önlemeye yönelik çalışmalar gibi koruyucu sağlık hizmetleri ile sınırlı kalmalı, tedavi hizmeti veren hastanelerin işletilmesinde görev almalıdırlar. Çünkü bu görevler son derece tekniktir ve bu hizmeti veren kurumların başka bir işle meşgul olmamalarını gerektirecek kadar dikkat ve ilgi isteyen işlerdir.” 

Türkiye’de yerel yönetimlerin sağlık işlevlerine ilişkin diğer güncel bir konu “Hastane Birlikleri Pilot Uygulaması Hakkında Kanun Tasarısı”dır. Bu tasarı Sağlık bakanlığına bağlı 2. ve 3. basamak sağlık kurumlarını “kamu tüzel kişiliğine sahip” “özerk” “kamu hastane birlikleri” çatısı altında yeniden örgütlendirmeyi hedefleyen bir tasarıdır. Bu süreç, hastanelerin sağlık işletmelerine (kar amaçlı olarak sağlık hizmeti veren kuruluşlara) dönüştürülmesi adımıdır. Böylece hastanelerin yönetim yapısının da tümüyle değiştirilmesi hedeflenmektedir. Hastane yönetim kurulu üyelerinin valilik, yerel yönetim, il özel idaresi, ticaret odası temsilcilerinden oluşması ve başında bir genel sekreter bulunması planlanmaktadır. Birlikler halinde örgütlenecek olan kamu hastaneleri tümüyle kendi gelirleri ile ayakta duran kurumlar olmaya zorlanmaktadırlar. Bu arada çalışma ve ücretlendirme rejimi de değişecektir, kısacası kamu hastaneleri işletme haline dönüştürülerek, piyasaya açılmış olacaklardır [28-29].

Yerel yönetimlerde yapay dönüşüm süreçlerin uygulandığı ve Türkiye’nin bu dönüşümü içine sindiremediği kaygıları taşınırken, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinin tek hamleyle yerel yönetimlere devredilmesi ciddi bir iddiadır.

Bu açıdan bakıldığında sonuç olarak, öncelikle yerel yönetimlerin topluma yönelik koruyucu sağlık hizmetleri temelinde yaşanılan bölgeye, bilimsel gelişmeye uygun ve çağdaş projeler üreterek eldeki personelini bu projelerin gerçekleştirilmesinde değerlendiren bir bakış açısına sahip olmaları yararlı olacağı söylenebilir.

KAYNAKLAR

  1. Eryılmaz B.Kamu Yönetiminin Niteliği”; Kamu Yönetimi: Düşünceler, Yapılar, Fonksiyonlar Edt: Eryılmaz B. Okutman Yayıncılık, Ankara, 2008. Sayfa 2-65
  1. Toprak Z. “Yerel Yönetimler ve Kamu Hizmeti”; Yerel Yönetimler. Edt: Toprak Z. Nobel Kitabevi, Ankara 2006
  1. Eryılmaz B “Kamu Yönetiminin Örgütlenmesi”;  Kamu Yönetimi: Düşünceler, Yapılar, Fonksiyonlar Edt: Eryılmaz B. Okutman Yayıncılık, Ankara, 2008. Sayfa 70-93
  1. Göküş M. “Türkiye’de Merkezi Yönetim Yerel Yönetim İlişkilerinin Tarihsel Gelişimi”; Kamu Yönetiminin Yapısal Ve İşlevsel Sorunları Edt: Çukurçayır MA, Gökçe G. Çizgi Kitabevi Konya, 2007, Sayfa 285-325.
  1. Eryılmaz B “Kamu Yönetiminin Yapısı”; Kamu Yönetimi: Düşünceler, Yapılar, Fonksiyonlar Edt: Eryılmaz B. Okutman Yayıncılık, Ankara, 2008. Sayfa 95-189
  1. Polatoğlu A “Türk Kamu Yönetimi”; Kamu Yönetimi Genel İlkeler ve Türkiye Uygulaması. Edt: Polatoğlu A. ODTÜ Yayıncılık, Ankara, 2003, sayfa 126-176
  1. Ökmen M. “Türkiye’de Merkezi Yönetim Yerel Yönetim İlişkileri ve Yerel Yönetimlerin Yeniden Yapılandırılması”; Türkiye’de Yerel Yönetimler Edt: Bozlağan R, Demirkaya Y. Nobel Kitabevi, Ankara 2008, sayfa 45-84
  1. Gül H, Memişoğlu D. “Yapısal Değişim Sorunu Çerçevesinde Yönetsel Reform”; Kamu Yönetiminin Yapısal Ve İşlevsel Sorunları Edt: Çukurçayır MA, Gökçe G. Çizgi Kitabevi Konya, 2007, Sayfa 57-112.
  1. Bozlağan R. “Geleneksel Kamu Yönetimi Yaklaşımı, Yeni Kamu Yönetimi Yaklaşımı Ve Yerel Yönetimlere Etkileri”; Türkiye’de Yerel Yönetimler Edt: Bozlağan R, Demirkaya Y. Nobel Kitabevi, Ankara 2008, sayfa 1-28
  1. Coşkun B, Koyuncu B. “Yerel Yönetimler ve Yerel Özerklik: Modeller ve Uygulamalar”; Kamu Yönetiminde Çağdaş Yaklaşımlar Edt: Balcı A, Nohutçu A, Öztürk NK, Coşkun B. Seçkin Yayınevi, Ankara, 2008
  1. İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler enel Müdürlüğü resmi web sitesi

(www.mahalli-idareler.gov.tr)

  1. Özer M.A. “Küreselleşme Sürecinde Değişen Kamu Hizmeti Anlayışı ve Bağımsız İdari Otoriteler Sorunu”; Kamu Yönetiminin Yapısal Ve İşlevsel Sorunları Edt: Çukurçayır MA, Gökçe G. Çizgi Kitabevi Konya, 2007, sayfa 113-213.
  1. Yerel Gündem 21 Programı web sitesi (http://www.la21turkey.net)
  1. Toprak Z. “Bir Katılım Projesi Olarak Belediye Yapılanmasında Yerel Gündem 21 ve Kent Konseyleri.”; Yerel Yönetimler. Edt: Toprak Z. Nobel Kitabevi, Ankara 2006
  1. Kavruk H. “2004 ve Sonrası Yerel Yönetim Reform Girişimleri Açısından Köy ve Mahalle Yönetimleri”. Birinci Ulusal Yerel Yönetimler Sempozyumu Kitabı, 2008, sayfa 55-70.
  1. Şengül T.H. “Yerel Yönetimler Yasa Tasarısı Üzerine”. Bağımsız Sosyal Bilimciler Platformu web sitesi (www.bagimsizsosyalbilimciler.org) 
  1. Zengin E, Öztaş C.Belediyeler ve Sağlık Hizmetleri”; Sağlık Ekonomisi ve Sağlık Yönetimi Edt: Aktan CC, Saran U. Aura Kitapları, İstanbul 2007, sayfa 612-647
  1. Sağlık Bakanlığı resmi web sitesi (www.saglik.gov.tr)
  1. Dünya Sağlık Örgütü resmi web sitesi (www.who.int) 
  1. Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bölgesi resmi web sitesi (www.euro.who.int)
  1. Okçu M, Kaya E. “Sağlıklı Şehirler Oluşturma Sürecinde Yerel Yönetimlerin Rolü”; Birinci Ulusal Yerel Yönetimler Sempozyumu Kitabı, 2008, sayfa 363-376. 
  1. Başaran İ. “Avrupa ve Türkiye’de Sağlıklı Kentler”; Birinci Ulusal Yerel Yönetimler Sempozyumu Kitabı, 2008, sayfa 385-398.
  1. Türkiye sağlıklı Kentler Birliği resmi web sitesi (www.sagliklikentlerbirligi.org.tr)
  1. Çobanoğlu Z. “Belediyenin Görevleri”; Türk Belediyecilik Sempozyumu, 2003 Sempozyum Kitabı Sayfa: 26-28 (www.sabem.saglik.gov.tr)
  1. Topaca E, Ekici B. Sağlık Sisteminde Yerinden Yönetim: Sağlık Hizmetlerinin İl Özel İdareleri ve Belediyeler Tarafından Sunulması. Çağdaş Yerel Yönetimler, Cilt 16 Sayı 3 Temmuz 2007, s.49-69. 
  1. Türk Tabipleri Birliğinin Sağlık Hizmetleri ve Belediyeler konulu workshop çalışması, 1999 [Türk Tabipleri Birliği resmi web sitesi (www.ttb.org.tr)]
  1. Zafer Öztek. “Belediyelerin Halk Sağlığı Uygulamaları ve Bazı Gözlemler”. III. Türk Belediyecilik Sempozyumu: Belediye ve Halk Sağlığı Hizmetleri. Sempozyum Kitabı Nisan 2006, sayfa 26-33.
  1. Gül Z, Demir E, Değirmenci H. “Kamu Hastane Birlikleri Pilot Uygulaması Hakkında Kanun Tasarısı İle İlgili Görüşlerimiz” (www.ttb.org.tr/tipdunyasi), Aralık 2008
  1. Ataay F. “Kamu Hastane Birlikleri Tasarısı:Yerelleştirme, Özelleştirme ve Yönetişim” (Yerel Yönetim Yardım ve Araştırma Derneği (YAYED) resmi web sitesi.)(www.yayed.org)

 

%d blogcu bunu beğendi: